“Çocuklara Özünü Hediye Etmek”
Modern dünyanın "başarı" tanımı, ne yazık ki çocuklarımızın üzerine ağır bir zırh gibi giydiriliyor. Her kursa giden, her sınavda derece yapan, her enstrümanı çalan ve her sosyal ortamda parlayan "dört dörtlük" bir profil bekleniyor onlardan. Oysa çocuk gelişimi açısından baktığımızda başarı, dışarıdan ölçülen bir sonuçtan çok daha derin bir anlam taşır. Gerçek başarı, bir çocuğun kendi özünü tanıması ve o özü yaşayabilmesidir.
Bir çocuğa "her şeyi yapabilirsin" demek kulağa motive edici gelse de aslında bu ifade farkında olmadan onun omuzlarına büyük bir yük bindirir. Çünkü her çocuk dünyaya kendine özgü bir potansiyelle gelir. Kimi gözlem gücüyle öne çıkar, kimi hayal dünyasıyla, kimi ise hareket ederek öğrenir. Bu nedenle bir çocuğun başarısı, onun neye yatkın olduğunu keşfetmesiyle başlar. İnsan, doğasına uygun olanı yaptığında hem daha üretken hem de daha mutlu olur. Sürekli zorlandığı, kendine yabancı hissettiği alanlarda ise ne kadar çabalarsa çabalasın gerçek bir doyum yaşayamaz.
Ancak biz yetişkinler çoğu zaman bu farklılıkları görmek yerine çocukları tek bir kalıba sokmaya çalışırız. Herkes aynı hızda okusun, aynı şekilde düşünsün, aynı sınavlarda aynı başarıyı göstersin isteriz. İşte tam da bu noktada başarı kavramı anlamını yitirmeye başlar. Bu yüzden eğitimde asıl önemli olan, “her şeyi yapabilirsin” demek değil, “sen kimsin ve neye yatkınsın?” sorusunu sorabilmektir.
Özgüven de tam burada anlam kazanır. Öz-güven kelimesinin merkezinde "öz" vardır. Kişinin kendi doğasına, yeteneklerine ve yaratılış amacına duyduğu sarsılmaz güven... Yani gerçek özgüven, her işi yapabileceğine inanmak değildir. Aksine, neyi yapabileceğini ve neyi yapamayacağını bilmektir. Kendi sınırlarını tanıyan bir çocuk, güçlü yönlerine daha sağlam basar ve bu da onu daha huzurlu, daha kararlı bir birey haline getirir.
Ebeveynlere ve eğitimcilere düşen görev ise çocukları sürekli başarıya zorlamak değil, onların yeteneklerini fark etmelerine rehberlik etmektir. Bir çocuk resim yaparken zamanın nasıl geçtiğini unutuyorsa, bu bir işarettir. Bir başkası sorular sormaktan vazgeçmiyorsa, bu da başka bir işarettir. Bu sinyalleri görmek ve desteklemek, çocuğun kendini bulma yolculuğunda en büyük katkıdır.
Eğitim süreci, bir çocuğu yontup standart bir kalıba sokmak değildir. İçindeki cevheri örten tozları nazikçe süpürmektir. Eğer bir çocuk toprağı kazmayı, gökyüzüne bakmaya tercih ediyorsa, onu zorla yıldız haritaları çizmeye yönlendirmek sadece mutsuz bir astronom yaratır. Oysa o çocuk belki de dünyanın en huzurlu bahçıvanı olmak için yaratılmıştır.
Çocuklarımıza başarının peşinden koşmayı öğretiyoruz. Oysa başarı, doğru yolda yürüyen insanın arkasından gelen bir gölgedir. Bir çocuk kendi yeteneğinin peşinden tutkuyla gittiğinde, başarı zaten kaçınılmaz bir durak olur. Yetenek çocuğun motorudur; başarı ise o motorun çıkardığı sestir. Biz çoğu zaman sese odaklanıp motorun bakımını ihmal ediyoruz.
Eğitimde "farklılıkların kutsanması" ilkesi tam da bu yüzden önemlidir. Her çocuk, kendine has bir yazılımla dünyaya gelir. Kimi sözcüklerle dans eder, kimi sayılarla fısıldaşır, kimi ise sadece elleriyle üretirken kendini bulur. Onlara "ne istersen yapabilirsin" demek yerine, "kim olduğunu bulursan, en iyisi olursun" gerçeğini öğretmeliyiz.
Unutmamak gerekir ki, bir kaplumbağanın uçmasını beklemek ne kadar anlamsızsa, her çocuktan aynı başarıyı beklemek de o kadar anlamsızdır. Önemli olan uçmak değil, kendi doğasına uygun şekilde ilerleyebilmesidir. Çocuklarımızı mükemmel olmaya değil, kendileri olmaya teşvik etmeliyiz. Onlara her ağaca tırmanmalarını söylemek yerine, hangi ormanın onlara ait olduğunu keşfetmeleri için alan tanımalıyız. Çünkü başarı, peşinden koşulacak bir hedef değil, doğru yolda olmanın doğal bir sonucudur. Çocuklar yeteneklerinin izinden gitmeyi öğrendiğinde, başarı zaten onların peşinden gelecektir.
Sevgilerle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
