TEMA Vakfı, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, yaşamı ayakta tutan ekosistemlerin hızla zayıfladığına dikkat çekerek biyolojik çeşitlilik kaybının yalnızca doğayı değil, insanlığın geleceğini de tehdit ettiğini vurguladı.
Vakfın bu yılki “Küresel etki için yerel hareket” temasıyla yaptığı çağrıda; toprağın, su kaynaklarının, gıda güvenliğinin, insan sağlığının ve iklim direncinin korunabilmesi için yerel ölçekte doğa koruma çalışmalarının önemine işaret edildi.
TEMA Vakfı Merzifon Temsilcisi Kadir Acar, son yıllarda biyolojik çeşitlilik kaybının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, doğadaki kayıpların sessiz ama büyük bir yıkım oluşturduğunu söyledi.
Acar, “Biyolojik çeşitlilik yalnızca doğadaki canlıların zenginliği değil; insan yaşamının devamlılığını sağlayan görünmez sistemin temelidir. Kaybettiğimiz her türle birlikte aslında geleceğimizin bir parçasını da kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.
Bilimsel verilere göre tatlı su ekosistemlerinde kaybın yüzde 85’e ulaştığına dikkat çekilen açıklamada, son 50 yılda omurgalı tür popülasyonlarında yüzde 73 azalma yaşandığı, dünya genelinde yaklaşık 1 milyon türün ise yok olma riskiyle karşı karşıya bulunduğu belirtildi.
Açıklamada; toprağı besleyen canlıların, suyu temizleyen ekosistemlerin, bitkileri çoğaltan tozlayıcı canlıların ve iklimi dengeleyen ormanların hızla yok olduğuna dikkat çekildi. İklim krizi, plansız yapılaşma, kirlilik, aşırı tüketim ve doğal yaşam alanlarının tahribatının biyolojik çeşitliliği tehdit eden başlıca unsurlar arasında yer aldığı ifade edildi.
Türkiye’nin endemik türler açısından önemli ülkeler arasında bulunduğunu belirten Kadir Acar, korunan alan oranının dünya ortalamasının altında kaldığını söyledi. Artan madencilik faaliyetleri, arazi tahribatı ve doğal alanlar üzerindeki baskının ekosistemler açısından ciddi risk oluşturduğunu vurgulayan Acar, doğayı korumanın artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu ifade etti.
Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi’nin 2030 yılına kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını hedeflediğini hatırlatan Acar, yerelde yapılacak her koruma çalışmasının küresel yaşam ağına katkı sağlayacağını söyledi.
Kadir Acar ayrıca bireysel sorumluluğun önemine dikkat çekerek, “Evlerimizden başlayacak küçük adımlar, yerel ölçekte büyük değişimlere dönüşebilir. Doğayla daha dengeli bir yaşam kurmak hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi.
TEMA Vakfı’nın biyolojik çeşitlilik konusunda farkındalık çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Acar, doğanın hâlâ kendini yenileme gücüne sahip olduğunu ancak bunun için acil ve kararlı adımlar atılması gerektiğini sözlerine ekledi.
