"Şehitlerin Hatırası Bu Dile Sığmaz"
Bugün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı’nın grup toplantısında yaptığı açıklamalar, yalnızca siyasi bir konuşma olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir vicdan yükü bırakıyor. Söylenenleri “önemli açıklamalar” diye tanımlamak mümkün belki, ama asıl mesele ne söylendiğinden çok, neyi normalleştirmeye çalıştığımızdır. Çünkü bazı cümleler vardır ki tartışılmaz; tartışıldığı anda bile insanın içi acır.
Biz ne zaman bu kadar alıştık kelimelerin anlam değiştirmesine? Ne zaman, bu topraklara kanla yazılmış acıları birer siyasi başlık haline getirdik? Hangi ara, şehitlerimizin katillerinden “örgüt öncüsü” diye söz edilebilir bir dil kurduk? Bu bir dil meselesi değildir; bu, bir hafıza meselesidir. Hafızasını kaybeden toplumlar, önce kelimelerini kaybeder, sonra yönünü.
Selahattin Demirtaş için kurulan cümleler de tam olarak bu yüzden yaralayıcıdır. “Yuvasına dönsün” ifadesi, bir ev sıcaklığı çağrışımı yapar. Peki, bu ülkede yuvasına dönemeyen onca insan ne olacak? Evlatlarını toprağa veren analar, babalar… Henüz konuşmayı bile öğrenemeden toprağa giren bebekler… Onların yuvası neresi? Onların dönüş hakkı ne zaman konuşulacak?
Siyaseti biz bugün mü öğrendik? Yoksa siyaset, dün savunduğumuz değerleri bugün inkâr etme sanatı mı oldu? Daha birkaç hafta önce Türk bayrağına yapılan alçakça saldırılar hafızalardayken, failleri apaçık ortadayken, bu sözleri nasıl içimize sığdırabiliriz demeyeceğim. Sığdırmamalıyız.
Bu ülke, kelimelerle oynanacak bir ülke değildir. Acılarımız, pazarlık konusu yapılamaz. Şehitlerimizin hatırası, cümle aralarında yumuşatılamaz. Anlamamalıyız evet; ama daha da önemlisi, kabullenmemeliyiz. Çünkü bir millet, bazı şeyleri anlamamayı seçtiği gün değil, kabullendiği gün kaybeder.
