İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, zayıflık ile güç, tevazu ile kibir arasındaki o bıçak sırtı dengede yürümekten ibarettir. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerine ışık tutan o sarsıcı teşhisini Alak Suresi'nde koyar: “Hayır! İnsan, kendisini yeterli (müstağni) gördüğü için mutlaka azgınlık eder. Kuşkusuz dönüş ancak Rabbinedir.” (Alak, 6-8) Bu ilahi ikaz, sadece nüzul dönemi Mekke’sinin servetle şımarmış aristokrasisine değil; teknolojinin, sermayenin ve dijital verinin gücüyle sarhoş olmuş, tanrıcılık oynamaya yeltenen modern insana indirilmiş bir vahiydir.
İstiğna, sahte bir yeterlilik hissinden başka bir şey değildir. Ayet-i Kerimede geçen istiğna kavramı, bir kimsenin kimseye muhtaç olmadığını düşünmesi, kendi kendine yettiği zehabına kapılmasıdır. Modernite, bireye kendi kendinin efendisi olduğu masalını anlatır. İnsan, genetik kodlarla oynayabildiği, uzaya araç gönderdiği ve yapay zekâ ile yeni bir akıl inşa ettiği için artık aşkın bir güce ihtiyaç duymadığı yanılgısına düşer. Artık o teknolojik bir kibrin sahibi olmuştur.
Maddi imkânlar, insanı ölümsüzlük veya mutlak güvenlik illüzyonuna sürükler. Hz. Peygamber (sav) bu doyumsuzluğu şöyle ifade eder: “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doyurur.” (Buhârî: Rikâk, 10. Müslim: Zekât, 116-119). Buradaki toprak, insanın aslında bir avuç balçıktan ibaret olan aslına rücu etmesini ve acziyetini hatırlatan nihai sondur.
Kendini müstağni gören insanın bir sonraki kaçınılmaz durağı tuğyan yani azgınlıktır. Tuğyan, sadece bir ahlaksızlık değil, aciz bir varlığın haddini aşma durumudur. İnsan, muhtaç olmadığını düşündüğü an, yeryüzünün geri kalanını kendi mülkü, diğer insanları ise kendi emellerinin aracı olarak görmeye başlar.
Modern azgınlık, ekolojik dengeyi hiçe sayarak yeryüzünü bir yağma alanı haline getirmiştir. Kur'an’ın, “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah'ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (A'raf: 56) uyarısı, bugünün iklim krizleri ve doğal yıkımlarıyla yeniden anlam kazanmaktadır.
Gücü elinde bulunduran modern müstekbirler, kendilerini hukukun ve ahlakın üstünde görerek zayıf toplumları sömürmeyi bir hak sayarlar. Bu, Firavun’un “Sizin en yüce rabbiniz benim!” (Naziat: 24) demesinin modern versiyonudur; zira bugün de sermaye ve teknoloji, insanlığın üzerinde birer ilah gibi konumlandırılmaktadır.
Eskiden putlar taştan ve ahşaptan yapılırdı; bugün ise bu putlar ideolojilere, markalara, sosyal medya etkileşimlerine ve safi rasyonalizme dönüşmüştür. İnsan, kendi nefsini ilah edindiğinde aslında en büyük köleliğe imza atmış olur. Casiye Suresi 23. ayette durum çok açık bir şekilde dile getirilmektedir: “Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah'ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?”
Modern insan, her şeye gücünün yettiğine inanırken aynı zamanda hiç olmadığı kadar yalnız ve kaygılıdır. Çünkü istiğna, beraberinde şükrü ve tevekkülü öldürür. Şükrün olmadığı yerde hırs, tevekkülün olmadığı yerde ise bitmek bilmeyen bir gelecek korkusu başlar.
Alak Suresinin 8. ayeti, yükselen bu devasa kibrin balonunu tek bir cümleyle patlatır: “Kuşkusuz dönüş ancak Rabbinedir.” Bu ifade, insanın ne kadar teknoloji üretirse üretsin, ne kadar servet yığarsa yığsın, biyolojik ve ruhsal olarak sınırları olan bir varlık olduğunu hatırlatır. Azgınlıkta sınır tanımayan modern insan için bu ayet, mutlak adaletin tecelli edeceği bir mahkemeyi haber verir. Hiçbir algoritma veya banka hesabı o günün ağırlığını hafifletemeyecektir.
Bir virüsün dünyayı durdurması veya bir depremin saniyeler içinde koca şehirleri yutması, insanın müstağni olmadığını, aksine her nefeste bir Yaratıcıya muhtaç olduğunu kanıtlayan tokatlar gibidir.
Alak Suresi'nin başında yer alan “Oku!” emri, sadece metin okumak değil, kâinatı ve kendi nefsini “Yaratan Rabbinin adıyla” okumaktır. Bu okuma gerçekleşmediğinde, insan kendi varlığını yanlış yorumlar ve azgınlaşır.
Günümüz insanının kurtuluşu, “ben bana yeterim” kibrinden sıyrılıp, “ben Rabbime muhtacım” tevazusuna dönmesinden geçer. Medeniyet dediğimiz yapı, ancak insanın kendi sınırlarını tanıdığı ve haddini bildiği sürece insanidir. Aksi takdirde, Alak Suresi'nin tasvir ettiği o “azgın tip”, kendi inşa ettiği gökdelenlerin ve teknolojilerin altında kalmaya mahkûmdur.
En emin olan Rabbime emanet olun.
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.