RAMAZAN YAKLAŞIRKEN… (II)
Geçen hafta yaklaşan Ramazan’ı karşılamak adına neler yapabileceğimizi ifade etmeye çalışmıştık. Bu haftaki yazımızda da kaldığımız yerden devam edeceği inşaallah.
Cenab-ı Hak Tevbe suresi 112. ayette şöyle buyuruyor: “Bunlar, tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku' ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Müminleri müjdele.”
İyiliği emredip kötülükten alıkoymak; ne ulvi bir davranış. Hele bu Ramazan ayında muhteşem bir ahlaki vasıf haline gelir. Allah Teala bu konuda müminlerden övgüyle bahsederken onların bu ulvi davranışlarından da bahseder: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verirler. Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe: 71) Resulullah Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgari gereğidir.” (Hadislerle İslam; Cilt 5, Sayfa 451) peki Ramazan’ın yaklaştığı şu günlerde iyiliği yapan, temsil eden ve onu emreden; kötülükten sakınan, sakındıran ve engelleyen bir şahsiyete sahip olmaya hazır mıyız?
Allah’ın koyduğu sınırlardan maksat ise şudur: Kur’an-ı Kerim’de hudud (Allah’ın koyduğu sınırlar) kelimesi dokuz ayette on dört defa geçer. Bunların on üçünde Allah’a, birinde ise (Tevbe: 97) Allah’ın resulüne indirdiği vahye izafe edilir. Bu ayetlerde hududullah tabiri, öncesinde birtakım hükümler ve mükellefiyetler belirtildikten sonra onlara atıfla zikredildiğinden ayetlerin ifade akışına bağlı olarak “Allah’ın koyduğu hükümler, yasaklar, ölçüler, sınırlar” gibi anlamlar taşır. Ayetlerin bir kısmında, Allah’ın koyduğu bu hükümlerin yerine getirilmesi ve iyi muhafaza edilmesi, bir kısmında da Allah’ın belirlediği ölçü ve sınırların çiğnenmemesi, onlardan ileriye geçilmemesi istenir.
Kur’an’daki hududullah tabirlerine, kelimenin sonradan fıkıhta kazandığı, “Allah tarafından belirlenmiş sabit cezai müeyyide” anlamını çağrıştıran hukuki bir manadan ziyade içinde geçtiği ayetlerde genel ifadelerle zikredilen, bazen da toplumsal sağduyuya (maruf) bağlanan “dini-ahlaki sorumluluk ve hükümler” anlamı da yüklenebilmektedir. Bununla birlikte bu ayetlerin önemli bir kısmında hududullah tabiriyle ayet içinde zikredilen, hukuki müeyyideye de konu olabilecek dini-ahlaki hükümlerin kastedildiğini de gözden uzak tutmamak gerekir. Nitekim oruçlu için yasak olmayan ve yasak olan fiillere, mirasçıların miras paylarını belirleyen hükümlere, zıhar yemininde bulunan kimse için gerekli görülen üç kademeli kefaret hükümlerine, evlilik birliğinin sona ermesinin ardından kadınlar için öngörülen iddet yükümlülüğüne ve sükna hakkına hududullah denilmesi ve bunlara riayet edilmesinin istenmesi, had kelimesinin fıkıhtaki terim anlamına da belli ölçüde zemin teşkil etmiştir. (bkz. TDV İslam Ans. Had. Md.)
İnsan hem maddi anlamda hem de manevi anlamda sınırlı bir varlıktır. buna ilave olarak maruf konusunda ve yapması gerekenlerle yapmaması gerekenler konusunda da Allah’ın çizdiği sınırlar içerisinde hareket etmek durumundadır ki bu onun Allah karşısında aciz bir kul olduğunu ortaya koyar. Öyleyse tam bir teslimiyetle Allah’ın korunmasını istediği sınırlar içinde takva sahibi bir müslüman olarak Ramazan’a ermeye ve onu hakkıyla idrak etmeye var mıyız?
Ramazan ayı malumdur ki Kur’an’ın kendisinde nazil olmaya başladığı ve içinde kadir gecesinin bulunduğu bir aydır. (Bakara: 184 ve Kadir Suresi) Bu ayda ve diğer gün ve vakitlerde Kur’an ile dolu dolu bir hayat sürmeye hazır mıyız? Onu okuyup, onun anlamını öğrenip Kelamullah ile muhatap olmaya ve en önemlisi onu hayata aktarıp Kur’an ahlakı ile bezenmeye var mıyız?
Ya fitre, zekât, fidye, sadaka, infak gibi mali yükümlülükleri yerine getirmeye kendimizi hazır hissediyor muyuz? Farz olan, vacip olan ve müstehap olan bu yükümlülükler müslümanların seve seve gönülden yerine getirdikleri ve kendi mallarında hak sahibi olanların paylarını ulaştırdığı ibadetlerdir. “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.” (Bakara: 110) “…Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (Bakara: 219)
Tevbe suresi 112. ayet şu cümleyle sona erer: “Müminleri müjdele!” Ey müminler onbir ayın sultanı ramazan ayı gelmek üzere. Müjdeler olsun bizlere, müjdeler olsun sizlere, müjdeler olsun o rahmet iklimini hasretle bekleyip ondan kana kana istifade etmek isteyenlere.
Yazımızı Resulullah Efendimizin (sav) şu duasıyla bitirelim. “Allah'ım! Receb ve Şa’ban’ı bize mübarek (bereketli) eyle! Bizi Ramazan’a kavuştur.” (Taberanî, Evsat, IV, 189; Beyhaki, Şuab, V, 348. Krş. Ahmed, I, 259)
Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.
En emin olan Rabbime emanet olunuz.
