45,2468 %0.07
53,4033 %0.45
6.884,36 % 0,95
80.882,86 %-1.416
Amasya
Açık
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

MODERN DÜNYANIN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI VE İSLAM

YAYINLAMA:
Günümüz insanı için özgürlük bireyin kendi arzularını gerçekleştirmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasıdır. Aydınlanma sonrası şekillenen bu anlayışta “ben”, evrenin merkezindedir ve otorite (devlet veya din) sadece başkasına zarar verildiği noktada müdahil olabilir. İslam’ın özgürlük anlayışı ise hürriyet kavramını kulluk (ubudiyet) eksenine oturtur. Modern insan için özgürlük kimseden emir almamak anlamına gelirken, müslüman için özgürlük Allah’tan başka kimseden emir almamaktır. Bu iki tanım arasındaki ince çizgi, günümüzdeki tüm anlaşmazlıkların kaynağıdır. Modern dünya, özgürlüğü insanın doğal bir hakkı olarak tanımlar. İslam ise özgürlüğü Allah’ın bir ihsanı ve imtihan aracı olarak görür. Seküler yahut modern dünyanın bakışına göre insan kendi bedeninin ve iradesinin mutlak sahibidir. Bu yüzden intihar, kürtaj veya cinsel yönelim gibi konular tamamen kişisel tercih alanına girer. İslam’a göre ise insan kendi kendisinin sahibi değil, emanetçisidir. Çünkü bu hakikat ayette tüm açıklığıyla müslümanın önündedir. “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.” (Nur: 42) ayeti uyarınca, insanın bedeni ve iradesi üzerinde tasarruf yetkisi, mülkün gerçek sahibinin çizdiği sınırlar (Hududullah) ile mukayyettir. Dolayısıyla günümüz insanının anladığı sınırsız ve mutlak özgürlük İslam’da yoktur. Çünkü mutlak özgürlük, İslam terminolojisinde ilahlık taslamakla, firavunlaşmakla ve tağut olmakla eşdeğer görülür. Modern dünyanın özgürlük anlayışı negatif bir karakter taşır; yani bir baskının yokluğudur. İslam ise pozitif ve manevi bir hürriyeti hedefler. İslam âlimleri, nefsinin her dediğini yapan insanı hür değil, esir olarak nitelerler. İmam-ı Gazali’ye göre, bir gücü kanunsuz veya meşru olmayan yollarla ele geçiren, halkına baskı ve zulüm uygulayan, yetkilerini sınırlandırılmamış bir şekilde kullanan zalim hükümdara/yöneticiye başkaldıran ama kendi öfkesine ve şehvetine mağlup olan kişi gerçek hürriyete kavuşamamıştır. Peygamber Efendimiz’in (sav) buyurduğuna göre “Gerçek mücahit, nefsiyle cihad edendir.” Tirmizî, Sünen, Fedailü'l-Cihad, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/22) Bu açıdan bakıldığında, modern insanın özgürlük sandığı haz odaklı yaşam, İslam’a göre insanın kendi hayvani dürtülerince zincirlenmesi anlamına gelir. İslam, insanı bu zincirlerden kurtarıp akıl ve kalp seviyesine çıkarmayı özgürlük sayar. Peki, sorumluluk olmadan özgürlük olur mu? Bu soruya verilecek cevap, özgürlük konusunda hangi anlayışın daha isabetli ve insan şeref ve haysiyetine en yakışır olduğunu ortaya koyacaktır. Günümüz insanı özgürlüğü genellikle sonuçlardan muafiyet olarak algılama eğilimindedir. Oysa İslam düşüncesinde özgürlük ve sorumluluk mesuliyet madalyonun iki yüzü gibidir. Bu çift taraflı yapı insanı insan yapan, onu tüm süfli duyguların esaretinden kurtaran bir sigortadır. Kur’an-ı Kerim’de insanın başıboş bırakılmadığı defaatle vurgulanır: “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyamet: 36) İslam’da her hür eylem, bir hesap verme zorunluluğunu doğurur. Bu da özgürlüğün modern manadaki keyfiyet boyutunu elinden alır ve onu ahlaki bir görev haline getirir. Müslüman için özgürlük, en doğru olanı seçme yetkisidir, her istediğini yapma yetkisi değil. Malumdur ki modern liberalizmde “başkasına zarar vermediğin sürece her şeyi yapabilirsin” ilkesi esastır. İslam’da ise münker (kötülük) kavramı sadece bireysel zararla sınırlı değildir; toplumsal çürümeye yol açan eylemler de özgürlük alanı dışına çıkarılır. İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ilkesi müslümanın özgürlük alanını toplumsal sorumlulukla sınırlar. Komşusu açken tok yatma özgürlüğü veya toplumun ahlaki dokusunu bozacak bir eylemi alenen yapma hürriyeti İslam toplumunda meşru görülmez. İslam’da Allah’ın hakları (Hukukullah) ve kulların hakları (Hukuku’l-ibad) ayrımı vardır. Birey, kendi hakkından vazgeçebilir ama Allah’ın koyduğu sınırlardan vazgeçme özgürlüğüne asla sahip değildir. O halde İslam’da özgürlük var mıdır? Eğer özgürlükten kasıt; insanın aklını kullanarak doğruyu bulması, hiçbir şekilde kula kul olmaması, zorbalığa, zulme karşı direnmesi ve kendi kaderini tercihleriyle belirlemesi ise (külli irade- cüz’i irade); evet, İslam en büyük özgürlük dinidir. Ancak özgürlükten kasıt; hiçbir değer yargısı tanımamak, canının her istediğini kutsamak, yaratılış gayesini reddederek sadece hazların peşinden gitmek ise; hayır, İslam’da günümüz insanının anladığı manada bir özgürlük yoktur. İslam, insanı başıboş bir varlık olmaktan çıkarıp sorumlu bir özne/fail haline getirir. Bu, modern insanın ağır bulduğu bir yüktür; ancak İslam’a göre insanı eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) yapan tek şey de bu hür irade ve onun getirdiği ağır sorumluluktur. İslam’da özgürlük bir amaç değil, Allah’a giden yolda bir araçtır. Araç, amacı yani kulluğu yok edecek şekilde kullanıldığında, İslam buna özgürlük değil, hüsran der. “De ki: “Size, iş ve davranışları bakımından en çok hüsrana uğrayanları bildirelim mi? Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” İşte onlar, rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa gitmiş olanlardır. Bu sebeple biz kıyamet gününde onların (dünyadaki) amellerine değer vermeyiz. İnkâr etmeleri, ayetlerimi ve resullerimi alaya almaları sebebiyle işte onların cezası cehennemdir.” (Kehf: 103- 106) Kur’an, hürriyeti Allah’a kullukta bir araç olarak gören ve sorumluğunun bilincinde olanları şöyle müjdeler: “Sahte tanrılara kulluk etmekten kaçınan, yüzünü ve özünü Allah’a çevirenlere müjdeler olsun! Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın doğru yolu buldurduğu kimseler onlardır, asıl akıl, iz‘an sahipleri de onlardır.” (Zümer17-18﴿) En emin olan Rabbime emanet olunuz.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız