ZULME KARŞI MÜ’MİNCE TAVIR NASIL OLMALI?
Sözlükte “bir şeyi ona ait olmayan yere koymak” anlamındaki zulüm din, ahlâk, hukuk gibi alanlarda terim olarak “belirlenmiş sınırları çiğneme, haktan batıla sapma, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokma, rızasını almadan birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunma, zorbalık”, özellikle de “güç ve otorite sahiplerinin sergilediği haksız ve adaletsiz uygulama” gibi anlamlarda kullanılır.
Kur’ân-ı Kerim’de yirmi ayette zulüm kelimesi, 269 defa da türevleri yer alır. 200’den fazla yerde zulüm kavramı “küfür, şirk” veya “Allah’ın hükümlerini çiğneme, günah işleme”, yirmiyi aşkın ayette “beşerî ilişkilerde haksızlığa sapma” anlamında kullanılmıştır. Yetmişten fazla ayette Allah’ın hiç kimseye hiçbir şekilde zulmetmeyeceği, insanların dünyada uğradıkları zararların ve âhirette uğrayacakları cezaların kendi kötülüklerinin karşılığı olduğu, inkârcıların ve kötülük işleyenlerin sonuçta kendilerine zulmettikleri belirtilir. (bkz: Tdv İsl. Ans)
Ne anlama geldiği aslında herkesçe bilinen zulme karşı nasıl tavır takınılması gerektiğini bize Peygamber Efendimiz şu sözleriyle öğretir: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğzetsin, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Sahih-i Müslim - 49) Bu hadisten de anlıyoruz ki; kötülüğü yasaklamak kademeli olarak emredilmiştir. Herkes gücü ve kudreti ölçüsünde değiştirmeye çalışır. Kötülükten sakındırmak, dinde sorumluluğu hiç kimseden düşmeyen büyük bir husustur ve her müslüman, gücüne göre onunla sorumlu tutulur. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak imanın özelliklerindendir. Kötülüğü yasaklarken yapılan bu işin kötü olduğu ilmine sahip olma şartı vardır. Kötülükten sakındırma hususunda bir müslümanın öğrenmesi gereken bir takım adap ve şartlar vardır. Kötülüğü men ederken şer’i siyasete, ilim ve basirete ihtiyaç vardır. Kalp ile bu kötülüğü inkâr etmemek imanın zayıflığına işaret eder.
Şu asla unutulmamalıdır ki Allah zulüm işleyeni de iyilik yapanları da bilir ve onlara yaptıklarına göre hesap sorar. “Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları ancak, gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim: 42)
Allah, yapılan zulümler sebebiyle hemen zalimleri cezalandırmaz. Kendilerine çeki düzen vermeleri, zulümden vazgeçmeleri ve özellikle iyiliğin tarafında olan insanların yeryüzünde zulmü ortadan kaldırıp iyiliğin her tarafa egemen olması için gayret göstermesine fırsat verir. Verdiği bu mühlet onun zulmü ihmal ettiği anlamına gelmez. Cenab-ı Hak bu konuda ayetlerde şöyle buyurur: “Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl: 61) “Eğer Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.” (Fatır: 45)
Allaha iman eden, onun gördüğünü, işittiğini, her şeyi bilip haberdar olduğunu aklından çıkarmayan ve ahiret günün hesaba katan hiçbir kimse en ufak bir kötülüğe yani zulme tevessül etmez. Zulmün en büyük engelleyicisi sağlam imandır. Eğer bir yerde zulüm varsa imansızlık ve ahlaksızlık vardır demektir.
Müslümanlar olarak bizler imanımızın sağlam olmasına, dinimizi çok iyi bilmeye, her işimizi Allah rızası için yapmaya ve her şeyden hesaba çekileceğimiz ahiret gününe hazırlığımıza önem göstereceğiz. Zulümden yana asla taraf olmayacağız. İnsanların can, mal, din, akıl ve şerefinin dokunulmazlığını dinimizin emrettiğini akıldan çıkarmayacağız. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (Hud: 113) Allah Resulü (sav) de şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin korktuğu için, zalime ‘sen zalimsin’ diyemediğini gördüğünde, bil ki onların üzerinden rahmet kaldırılmıştır.” (Ahmed b. Hanbel, 6521)
Zulme sessizlik ona adeta ortak olmak yahut en hafifinden onu onaylamak anlamına gelmektedir. Mümin zulme sessiz kalamaz. Her türlü imkânını seferber ederek karınca kararınca zulme karşı net tavrını ortaya koymakla mükelleftir. Yoksa Cenab-ı Hakkın şu ayetindeki ikazı ile karşı karşıya kalacaktır. “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır.” (Enfal: 25)
Yazımızı şu dua ile bitirelim: Ey zalimleri alçaltan ve zillete düşüren Rabbimiz! Kadın, erkek, çoluk-çocuk demeden katliam yapanları Sana şikâyet ediyoruz. Haddi aşanları, kendilerine zillet damgası vurulmuş olanları Sana şikâyet ediyoruz. Sen, mazlumların yardımcısı, zalimlerin hasmısın. Bu zalim ve azgınlara karşı masumlara, mahzunlara ve mazlumlara medet eyle Allah’ım. Bütün insanların güven içinde yaşayacağı, korkunun, kaygının, açlığın, sefaletin, kan ve gözyaşının olmadığı bir dünya için, yeryüzünde yeniden iyiliği hâkim kılmak için daha çok çalışmayı bize nasip eyle. Bu uğurda kudretinle bizleri muktedir eyle Allah’ım. Amin.” (Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın 2024 yılında Arafat’ta yaptığı Vakfe duasından)
O halde yüksek sesle haykırıyoruz: “Zalimler için yaşasın cehennem!.
En emin olan Rabbime emanet olun.
