İNSAN KENDİ DEĞERİNİ BİLMELİ
Allah Teâlâ kendisini bizlere tanıtırken her şeyi gördüğünü, işittiğini, bildiğini ve her şeyden haberdar olduğunu haber verir. “Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.” (isra. 30) “Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.” (Bakara: 77) “Allah meleklerden de resüller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Hac: 75)
Bu bilgilere sahip biz insanların Rabbimizin gördüğünü, işittiğini, bildiğini ve her şeyden haberdar olduğunu bile bile yaratılış gayesinin tersine, fıtratına aykırı bir hayat sürmesi acaba ne ile izah edilebilir?
Bu nedenle Cenab-ı Hak kendisini bilmeyene, inkâr edene ve şirk koşarak kudret ve azametiyle ilgili tek ve yegâne yetki sahibi oluşuna tamamen ters bir takım ilahlar edinene rıza göstermez; bu denli cüretkâr davranışları zulüm olarak niteler. “Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman. 13)
Allah insanoğlunu bir takım kabiliyetlerle donatmıştır ki yaratılış gayesine uygun davransın yani şükredebilsin diye... “Allah sizi, analarınızın karnından siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl: 78)
İnsanın bu imtihan dünyasında kendi elleriyle maruz kalabileceği en tehlikeli husus Rabbini unutması bunun neticesinde aslında bizzat kendisini unutmasıdır. “Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.” (Haşr: 19)
Kendisini unutan insan artık insanlık şeref ve haysiyetinden mahrumdur. Onun için insani erdemler değil hayvani hazlar esastır. Bu tipler kanun, kural tanımaz; ahlaki ilke ve erdemlere düşmanlık besler. Onun için sadece bu dünya hayatı vardır; yaşar ve ölür. “Dediler ki: "Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder." Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.” (Casiye: 24)
Ne kadar acınası bir durumdur bu. Rabbini inkâr etme, ona karşı gelme hatta meydan okuma gibi gafletin pençesinde debelenme insana hiç ama hiç yakışmayan bir husustur. “Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah'ın; (halini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?” (Casiye: 23)
Allah’ın yaratılışını değerli kıldığı, kendi ruhundan üflediği, âlemlerdeki birçok varlıktan üstün tuttuğu, böylesi değerli bir varlığı yaratmanın ancak kudret ve izzet sahibi Cenab-ı Hakk’a ait bir lütuf olduğunu ortaya koymak adına meleklere secde etme emrinin verildiği ve yaratılır yaratılmaz cennete konan insanoğlunun; bu değer ve kıymetinden habersiz ve nasipsiz olması ne fena bir şeydir.
Bu dünyada niye var olduğunu hiç sorgulamadan yaşayan, hayvani duygularını tatmin etmekten başka derdi olmayan varlığa insan denir mi? “Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.” (Muhammed: 12) “Bayağı arzularını tanrılaştıran kişiyi gördün mü? Şimdi sen, bu adamı da doğru yola getirmekle yükümlü olabilir misin? Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin davetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler, hatta tuttukları yol bakımından daha da sapkındırlar.” (Furkan: 43- 44) “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf: 179)
Elbette bunlar kendi tercihleri sebebiyle o korkunç sona doğru koşar adım gitmekteler ve bunun tehlikesini de maalesef görmemekteler. Yazık, hem de çok yazık. “Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus: 7-8)
Şu ilahi soru bizler için bir ikaz değildir de nedir? “Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir: 26)
En emin olan Rabbime emanet olunuz.
