49,7680 %0.14
55,8359 %0.19
6.424,21 %0.62
79.774,59 %-1.04
Amasya
Az bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Cumhuriyet: Farklılıklarımızla Birlikte, Geleceğe El Ele

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Bir ülkenin en büyük zenginliği, aynı düşünen insanların çokluğu değil, farklı düşünen, farklı yaşayan, farklı inanan insanların aynı gökyüzünün altında birbirine saygıyla yer açabilmesidir.” Takvimler 29 Ekim’e yaklaştığında sokaklarımızda bayrakların rengi çoğalır, okullarımızda çocukların sesleri yükselir, evlerimizin pencerelerinde kırmızı beyaz bir sevinç belirir. Bir milletin hafızasında derin izler bırakan bu anlamlı gün, sadece geçmişte kazanılmış büyük bir zaferin yıl dönümü değildir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, kendimize, birbirimize ve gelecek nesillere karşı sorumluluklarımızı yeniden hatırlama günüdür. Çünkü Cumhuriyet, bir yönetim biçimi olmakla beraber insanın değer gördüğü, düşüncenin özgürleştiği, umudun büyüdüğü ve geleceğin ortak emekle kurulduğu büyük bir toplumsal sözleşmedir. Zaman değişiyor, dünya değişiyor, hayatın şartları değişiyor. Ama bizlerin çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağı değişmemeli. İşte bu yüzden Cumhuriyet'in bize kazandırdığı değerleri günlük hayatımızın bir parçası hâline getirebilmemiz önemlidir. Çünkü Cumhuriyet, bir çocuğun düşüncesini korkmadan ifade edebilmesi, bir gencin hayallerinin peşinden gidebilmesi, bir kadının toplumda hak ettiği yeri alabilmesi, bir insanın dili, dini, kökeni veya yaşam biçimi nedeniyle dışlanmaması demektir. Cumhuriyet, hiç kimsenin doğduğu aileyi, konuştuğu dili, inancını ya da kimliğini seçmediği için yargılanmadığı, herkesin insan onuruyla yaşayabildiği bir toplum idealidir. Birlik olmak, birbirimize benzemek değildir. Birlik olmak, birbirimize benzemediğimiz hâlde aynı geleceği paylaşabileceğimizi bilmektir. Bugün üzerinde düşünmemiz gereken en önemli meselelerden biri de budur. Aynı ülkede yaşayan herkesin aynı düşünceye, aynı inanca, aynı alışkanlıklara sahip olmasını bekleyemeyiz. Zaten hayatı anlamlı kılan da farklılıklarımız değil midir? Kimi insan dünyayı bir ezgiyle anlatır, kimi bir şiirle. Kimi sessizliği sever, kimi kalabalıkların içinde kendini bulur. Kimi farklı bir dilin ninnileriyle büyür, kimi başka bir kültürün gelenekleriyle hayatı öğrenir. Fakat hepimiz sevinirken güler, acı çekerken üzülür, çocuklarımızın güzel bir geleceğe sahip olmasını isteriz. Öyleyse bizi birbirimizden ayıran özellikleri neden birer duvar hâline getirelim? Neden farklılıklarımızı anlamanın bir yolu olarak değil de uzaklaşmanın bir bahanesi olarak görelim? Bir toplumun gerçek gücü, en güçlü olanın ne kadar ilerlediğiyle değil, geride kalanın elinden ne kadar tutulduğuyla ölçülür. Bir çocuğun başarısını alkışlarken başka bir çocuğun imkânsızlıklarını görmezden geliyorsak, birlikten söz etmek kolay ama onu yaşatmak zordur. Bir komşunun inancına, bir arkadaşın ana diline, bir insanın kökenine saygı duymuyorsak bayraklarımızın aynı renkte olması tek başına yeterli değildir. Birlik, önce insanın kalbinde başlar, evde, okulda, sokakta ve hayatın her alanında davranışlarımızla büyür. Cumhuriyet'in bize gösterdiği yol da burada anlam kazanır. Aynı vatanın insanları olarak farklılıklarımızla var olabilmek, birbirimizin haklarını korumak ve ortak geleceğimiz için sorumluluk üstlenmek zorundayız. Çünkü ayrımcılığın olduğu yerde güven zayıflar, önyargının olduğu yerde dostluk eksilir, nefretin büyüdüğü yerde gelecek karanlıklaşır. Ama adaletin, eşitliğin ve karşılıklı saygının egemen olduğu bir ülkede insanlar hem kendileri için hem de birbirleri için umut taşıyabilir. Cumhuriyet'in geleceğini konuşurken çocukları unutmamak gerekir. Hatta belki de bütün meseleye çocukların gözlerinden bakmak gerekir. Çünkü çocuklukta öğrenilen bir davranış, bazen bir insanın bütün hayatına yön verir. Evinde farklılıkları küçümseyen sözler duyan bir çocuk, zamanla önyargıyı normal kabul edebilir. Okulda arkadaşının farklılığını alay konusu yapan bir çocuğa sessiz kalındığında, dışlamak sıradanlaşabilir. Buna karşılık, paylaşmayı öğrenen, başkasının duygularını anlamaya çalışan, haksızlık karşısında sesini yükseltebilen bir çocuk daha adil bir toplumun da umudu olur. İşte bu nedenle eğitim, Cumhuriyet'in en önemli dayanaklarından biridir. Eğitim, okuma yazma öğrenmek, sınav kazanmak veya bir meslek sahibi olmak anlamına gelmemelidir. Eğitim, soru sorabilmek, araştırmak, akıl yürütmek, doğruyla yanlışı ayırt etmeye çalışmak, farklı düşüncelere kulak vermek ve gerektiğinde kendi düşüncesini yeniden değerlendirebilmektir. Eğitim, çocuğa sadece ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini de öğretmektir. Cumhuriyet'in aydınlık geleceği, ezberlenmiş cümlelerden çok, sorgulayabilen zihinlerle kurulacaktır. Başkasının acısını anlayabilen, haksızlığa karşı durabilen, bilimin ışığında yol alabilen ve insan onurunu her şeyin üzerinde tutabilen çocuklarla güçlenecektir. Bir çocuğun eline kitap vermek, aslında ona yeni dünyaların kapısını açmaktır. Ona eşitlik duygusunu kazandırmak bugünün ve yarının adaletine yatırım yapmaktır. Ona farklılıklarla barış içinde yaşamayı öğretmek ise toplumsal huzurun temellerini atmaktır. Burada ailelere, öğretmenlere ve toplumun bütün kesimlerine büyük sorumluluk düşüyor. Başkalarına saygı duymayı anlatırken insanları küçümsüyorsak, dürüstlüğü öğütlerken haksızlığa göz yumuyorsak, eşitlikten söz ederken çocukları birbirinden ayırıyorsak verdiğimiz mesajın gücü kalmaz. Çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras, iyi bir eğitim ve güvenli bir yaşamın yanı sıra vicdan sahibi olmayı, emeğe saygı duymayı ve kimseyi kendinden aşağı görmemeyi öğrenmiş bir karakterdir. Cumhuriyet, işte böyle nesiller yetiştirebildiğimiz ölçüde kök salacak ve güçlenecektir. Bütün bu değerlerden söz ederken Cumhuriyet'in hangi koşullarda kurulduğunu da unutmamalıyız. Bu toprakların bağımsızlığı kolay kazanılmadı. Savaşların yorgunluğu, yokluğun ağırlığı, ayrılıkların acısı ve nice insanın yarım kalan hayalleri arasından yeni bir ülke doğdu. Cephelerde canını ortaya koyanlar, evladını uğurlayıp yıllarca yol gözleyen anneler, yokluk içinde mücadele eden insanlar ve bağımsızlık uğruna hayatını feda eden kahramanlar, bugün sahip olduğumuz özgürlüğün tarihindeki onurlu yerlerini aldılar. Atatürk'ün açtığı yolda ilerlemek, onun adını yalnızca belirli günlerde anmakla sınırlı kalmamalıdır. Asıl sorumluluğumuz, aklın, bilimin, eğitimin, bağımsızlığın ve insanın değerini esas alan bir anlayışı yaşatmaktır. Bir çocuğun daha iyi eğitim alması için çaba göstermek, bir gencin önündeki engelleri kaldırmak, bir kadının haklarını savunmak, bir insanı kimliği nedeniyle dışlamamak ve haksızlık karşısında sessiz kalmamak da bu sorumluluğun parçalarıdır. Atatürk'ü anlamak, geçmişin başarılarıyla gurur duymanın yanında, geleceğin sorunlarına cesaretle çözüm aramayı da gerektirir. Cumhuriyet'i sevmek, onun kazanımlarını anlatmak yerine bu kazanımları herkes için erişilebilir kılmaya çalışmaktır. Bir ülkenin gelişmişliği, yükselen binaları, büyüyen ekonomisi, kazandığı başarıları kadar o ülkedeki insanların kendilerini ne kadar güvende hissettiğiyle, çocukların ne kadar eşit fırsatlara sahip olduğuyla ve kimsenin farklılığı nedeniyle yalnız bırakılmamasıyla da değerlendirilmelidir. 29 Ekim geldiğinde çocuklarımız ellerinde bayraklarla yürürken onların gözlerindeki heyecana bakalım. Onların nasıl bir ülkede büyümelerini istiyoruz? Birbirlerine sırtlarını dönen insanlar arasında mı, yoksa birbirlerinin elinden tutan komşular arasında mı? Farklılıklarından utanan çocuklar mı yetiştireceğiz, yoksa kendi kimliğini özgürce yaşarken başkasının kimliğine de saygı duyan bireyler mi? Bu soruların cevabı, yarın değil, bugün verdiğimiz kararlarda saklıdır. Bir ülke yalnızca sınırlarla korunmaz. Adaletle, eğitimle, dayanışmayla ve ortak vicdanla ayakta kalır. Bayrağımızın gölgesinde birbirimize yer açtığımızda, farklılıklarımızı bir tehdit değil zenginlik olarak gördüğümüzde ve hiçbir çocuğun kendisini değersiz hissetmediği bir gelecek için çalıştığımızda Cumhuriyet'in anlamını daha derinden kavrarız. Unutmayalım ki Cumhuriyet, geçmişten devraldığımız bir emanet olduğu kadar, geleceğe karşı üstlendiğimiz bir görevdir. Bu 29 Ekim'de gelin, yalnız bayraklarımızı değil, birbirimize duyduğumuz saygıyı da yükseltelim. Bir çocuğun başarısına sevinelim, bir başkasının derdine ortak olalım, farklılıklarımızın arasına sevgi köprüleri kuralım. Konuştuğumuz dil, taşıdığımız kimlik, inancımız veya düşüncelerimiz ne olursa olsun, insan olmanın ortak değerlerinde buluşabilelim. Çocuklarımıza, bu ülkede herkesin eşit derecede değerli olduğunu sözlerimizle ve davranışlarımızla gösterelim. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet'in kuruluşunda emeği bulunan, bağımsızlık mücadelesine omuz veren ve bu uğurda canını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Mekânları cennet, ruhları şad olsun. Geçmişe duyduğumuz vefayla beraber, onların fedakarlıklarını hatırlamamız ve bize emanet edilen değerlere sahip çıkmamız duasıyla... 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Sevgilerimle, Ayşe Can Takip etmeyi unutmayın! E-mail: [email protected] Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız