“Biri altın olduğu hâlde kaldırım taşı muamelesi görüyor, diğeri ise parlak bir teneke olmasına rağmen gümüş muamelesi görüyor.”
Bazen tek bir cümle, uzun uzun anlatmaya çalıştığımız bir hayatı anlatmaya yeter.
İnsanın değeri gerçekten nedir?
Sahip oldukları mı? Söyledikleri mi? Kendini nasıl gösterdiği mi? Yoksa başkalarının ona biçtiği değer mi?
Belki de en büyük yanılgımız, değerli olmakla değerli görülmenin aynı şey olduğunu sanmak.
Oysa hayat bunun böyle olmadığını defalarca gösteriyor.
Bazen gerçekten çok kıymetli bir insan, yalnızca sessiz olduğu için fark edilmiyor. Çok emek veren biri, emeğini anlatmadığı için geri planda kalıyor. Bilgisiyle, karakteriyle, sabrıyla ve iyi niyetiyle var olan biri; kendini olduğundan daha büyük göstermeyi bilen birinin gölgesinde kalabiliyor.
Ve bazen de tam tersi oluyor.
Parlak görünen her şey değerli sanılıyor.
İnsanlar çoğu zaman ışığa bakıyor, kaynağına değil. Güzel konuşanı bilgili, kendinden emin konuşanı haklı, görünür olanı başarılı, kalabalıkların çevresinde toplandığı kişiyi kıymetli zannedebiliyoruz.
Oysa parlamak ile değerli olmak arasında büyük bir fark var.
Altın sessizdir.
Kendini altın olduğunu kanıtlamak için bağırmaz. Değerini anlatmak için sürekli kendini ortaya koymaz. Onun değeri, başkasının ona ne isim verdiğiyle değişmez.
Teneke ise bazen çok parlak olabilir.
Öyle ki uzaktan bakıldığında gözümüzü alır. Fakat ışık değiştiğinde, üzerindeki parlaklık kaybolduğunda geriye ne kaldığını görmek gerekir.
Belki de insan ilişkilerinde, iş hayatında, dostluklarda ve hatta toplum olarak birbirimize bakışımızda en çok bunu sorgulamamız gerekiyor:
Biz gerçekten değerli olanı mı görüyoruz, yoksa bize değerli gösterileni mi?
Çünkü yanlış anlaşılmasın; mesele herkesin bizi değerli bulması değil.
Bu mümkün değil.
Hayatta öyle insanlar vardır ki ne yaparsanız yapın sizi görmek istemezler. Ne kadar emek verirseniz verin, ne kadar iyi niyet gösterirseniz gösterin, sizin kıymetinizi kendi dünyalarının ölçüsüyle tartarlar.
Böyle zamanlarda insanın kendisine sorması gereken soru şudur:
“Ben gerçekten değersiz miyim, yoksa yanlış yerde mi değerlendiriliyorum?”
Bu ikisi aynı şey değildir.
Bir insanın kıymetinin bilinmemesi, onun kıymetsiz olduğu anlamına gelmez.
Bazen sadece yanlış gözlere denk gelmiştir.
Tıpkı bir mücevherin, onu tanımayan birinin elinde sıradan bir taş gibi görülmesi gibi…
Belki de hayatın bize öğrettiği en önemli şeylerden biri şu:
Kendi değerimizi, başkalarının bize nasıl davrandığı üzerinden ölçmemeliyiz.
Çünkü bugün sizi görmeyen biri, yarın sizin değerinizi fark edebilir. Ama bundan daha önemlisi, sizin kendi değerinizi başkasının fark etmesine bağlamamanızdır.
İnsan, kendisini sürekli kanıtlamak zorunda kaldığı yerde yorulur.
Sürekli “Ben buradayım” demek zorunda kaldığı yerde eksilir.
Ve bazen en büyük olgunluk, herkesin sizi anlamasını beklemekten vazgeçmektir.
Çünkü altın, kaldırım taşı muamelesi gördüğünde altınlığını kaybetmez.
Teneke de gümüş muamelesi gördüğünde gümüşe dönüşmez.
Değer, verilen muameleden önce vardır.
Mesele, kimin size ne muamele yaptığı değil yalnızca…
Asıl mesele, sizin kendinizi ne olarak bildiğinizdir.
Ve belki de bu çağın en büyük ihtiyacı, daha çok parlayan insan değil; gerçekten değerli olanı görebilen gözlerdir.
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.