46,5207 %0.02
53,0450 %0.34
6.029,79 % 0,83
59.608,03 %0.06
Amasya
Açık
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

MODERN BENLİK VE ALLAH’A DİN ÖĞRETME YANILGISI

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İnsanoğlunun varoluş serüvenindeki en büyük trajedilerden biri, sınırlarını unutmasıdır. Yaratan ile yaratılan arasındaki yaratıcı- kul farkının bulanıklaştığı anlarda, insan sadece haddini aşmakla kalmaz, aynı zamanda hakikati kendi sığ algısına hapsetmeye çalışır. Kur’an-ı Kerim, bu trajediyi en çarpıcı şekilde Hucurat Suresi 16. ayetinde yüzümüze çarpar: “De ki: “Allah göklerde ve yerde olanları bildiği halde Allah’a dininizi öğretmeye mi kalkışıyorsunuz! Allah her şeyi bilmektedir.” Bizler mezkûr ayetin rehberliğinde, modern insanın dindarlık kisvesi altında farkında olmadan içine düştüğü Allah’a nizam verme yanılgısını ve bu manevi hastalığın günümüzdeki tezahürlerini iyi analiz etmeliyiz. İnsan öyle cüretli bir hale geldi ki bilginin kaynağına bilgi satar oldu. Hucurat 16. ayetinin nüzul sebebi, bedevilerin iman ettiklerini iddia ederek bunu Hz. Peygamber’e bir minnet unsuru olarak sunmaları ve kalplerindeki durumu Allah’a kanıtlama çabalarıdır. Ancak ayetin hitabı evrenseldir. Allah’a din öğretmek, kişinin kendi zihnindeki doğruları, kültürel kodlarını veya şahsi arzularını mutlak din yerine koyup, ilahi iradeyi bu kalıplara zorlamasıdır. Göklerin ve yerin bilgisini elinde bulunduran ve her şeyi bilen el-Alim bir kudret’e (Allah’a) akıl vermek, sadece bir inanç sorunu değil, aynı zamanda derin bir mantık hatasıdır. Modern insan, rasyonalizm ve pozitivizmin etkisiyle anlamadığı şeyi reddetme veya kendi aklına yatırmak için tahrif etme eğilimindedir. Oysa din, insanın Allah’ı terbiye etme aracı değil; Allah’ın insanı terbiye etme metodudur. Şu söz ve benzerleri kulaklarımıza hiç de yabancı gelmemektedir: “Benim dinim, benim kurallarım…” Günümüzde Allah’a din öğretme hastalığı, post-modern dünyanın sunduğu seküler kutsallık anlayışıyla form değiştirmiştir. Bu durum şu üç ana başlıkta kendini gösterir: 1- Modern Değerleri Dinin Üstünde Tutmak: Birçok modern fert, sınırsız özgürlük, hazcılık, materyalizm gibi çağın yükselen değerlerini merkeze alarak dinin ayetlerini bu değerlere göre revize etme çabasına girer. Eğer bir ayet veya hadis, günün popüler söylemleriyle çelişiyorsa, ilahi kelamı anlamaya çalışmak yerine onu çağ dışı ilan etmek veya zorlama yorumlarla, te'viller ile kendi yaşam tarzına uydurmak, ayetin işaret ettiği Allah’a din öğretme çabasının modern versiyonudur. 2- Şekilci İbadetçilikten Kaynaklı Kibir: Diğer bir uçta ise, dini sadece dış kalıplara indirgeyip, bu kalıplar üzerinden başkalarını ve dolaylı olarak Allah’ın rahmetini yargılayan bir tutum vardır. Bu kişiler, Allah’ın kime merhamet edip kime etmeyeceğine dair hüküm vererek, adeta Allah’ın rububiyet sıfatına müdahale ederler. Hz. Peygamber (sav) bu tehlikeye şöyle işaret eder: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11) İçtenlikten yoksun, sadece dış görünüşe odaklı bir dindarlık, Allah’a, “benim yaptığım budur, sen de bunu kabul etmek zorundasın.” demektir. 3- “Kalbim Temiz” Teorisinin İstismarı: Allah’a din öğretmenin en yaygın formu, ibadet ve sorumlulukları terk edip sadece kalp temizliği üzerinden bir dindarlık kurgulamaktır. Allah, kulundan hem kalp temizliği hem de teslimiyet beklerken; kulun, “Senin emirlerine gerek yok, ben kalbimle seni seviyorum.” diyerek bir dindarlık modeli dikte etmesi, ayetteki uyarıya tam olarak tekabül eder. Hucurat Suresi, edep, adap ve görgü kurallarını ihtiva eden bir suredir. Sadece Hz. Peygamber’in huzurundaki edebi değil, Allah’ın huzurundaki edebi de öğretir. Ayetin devamında vurgulanan “Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” ifadesi, bir emniyet sübabıdır. İnsan, sınırlı aklı, cüz-i irade ve cüz-i ilmi ile külli ilmin sahibiyle pazarlık yapamaz. Hz. Ali (ra) dindeki teslimiyeti şöyle tanımlar: “Din, şahsi görüşlerle olsaydı, mestlerin altını mesh etmek üstünü mesh etmekten daha evla olurdu. Lakin ben Resulullah’ı mestin üstünü mesh ederken gördüm.” (Ebû Dâvûd, Taharet, 62 (Hadis no: 162).Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/110) Bu yaklaşım, aklı devre dışı bırakmak değil; aklın, kendi sınırlarını fark ederek akıl ve vahy ile insana hidayet ihsan eden Allah’a secde etmesidir. Günümüz insanı için en büyük ayar, Bakara 216. ayetindedir: “Siz bilmezsiniz, Allah bilir.” Biz müslümanlar modern çağın her şeyi bilen, her şeye hükmeden insan imajından kurtulup, öğrenen ve teslim olan kul makamına rücu etmek zorundayız. Hucurat 16. ayet, bize şu üç adımlı reçeteyi sunar: a- Marifetullah (Allah’ı Tanımak): Allah’ın ilminin kuşatıcılığını idrak eden biri, O’na din öğretmeye kalkışmaz. b- Tezahürden Hakikate Geçiş: Dini bir gösteriş veya sosyal statü aracı olarak değil, bir hâl olarak yaşamak. c- Teslimiyetin Estetiği: İbadeti bir yük değil, yaratan ile kurulan bir diyalog olarak görmek. Hucurat 16. ayet, sadece bedevileri uyaran tarihsel bir metin değil; her çağda kendi aklını ilahlaştıran insanoğluna indirilmiş bir hizaya gelme çağrısıdır. Allah’a din öğretmeye çalışmak, bir nehrin denize nasıl akması gerektiğini söylemesine benzer. Nehir, denize vardığında ancak onun büyüklüğü içinde bir anlam kazanır. Günümüz insanı, kendini gerçekleştirme masalıyla şişirilen egosunu vahiyle terbiye etmedikçe, ayetteki o sert ama merhametli soruya muhatap olmaya devam edecektir. Kurtuluş; “Ben böyle düşünüyorum.” demekten vazgeçip, “İşittik ve itaat ettik.” (Bakara: 285) diyebilmektedir. Zira Allah, göklerde ve yerde olanı zaten bilmektedir; bizim görevimiz ise bildiğimizi iddia etmek değil, O’nun bildirdiklerinde kaybolmadan yolumuzu bulmaktır. En emin olan Rabbime emanet olunuz.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız