TEMA Vakfı Merzifon Temsilcisi Kadir Acar, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü ile 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, ormanların ve su varlıklarının yaşamın devamlılığı açısından vazgeçilmez olduğuna dikkat çekti. Acar, artan nüfus baskısı ve insan kaynaklı iklim krizinin etkileriyle birlikte hem ormanların hem de su kaynaklarının her geçen gün daha kırılgan hale geldiğini vurguladı.
Birleşmiş Milletler’in bu yıl 21 Mart Dünya Ormancılık Günü temasını “Ormanlar ve Ekonomi”, 22 Mart Dünya Su Günü temasını ise “Su ve Cinsiyet” olarak belirlediğini hatırlatan Acar, bu iki başlığın doğrudan yaşamın merkezine işaret ettiğini söyledi. Ormanların yalnızca doğal sistemlerin bir parçası olmadığını ifade eden Acar, aynı zamanda ekonomik yaşamın görünmez altyapısını ve toplumsal refahın da güvencesini oluşturduğunu belirtti.
Karbon depolama, iklimi düzenleme, toprağı koruma ve su üretimi gibi çok sayıda ekosistem hizmeti sunan ormanların insan refahı için hayati önemde olduğunu kaydeden Kadir Acar, dünya genelinde milyonlarca insanın geçimini doğrudan ormanlardan sağladığını, milyarlarca insanın ise ormanların düzenlediği su döngüsüne bağlı bir yaşam sürdüğünü ifade etti. Ancak küresel ölçekte orman kaybının hız kesmeden devam ettiğine işaret eden Acar, 1990 ile 2025 yılları arasında dünyada yaklaşık 489 milyon hektar orman alanının yok edildiğini dile getirdi. Son 10 yılda her yıl yaklaşık 11 milyon hektar doğal orman alanının kaybedildiğini, yangınlardan zarar gören orman alanlarının ise son 20 yılda iki katına çıktığını söyledi.
Acar, ormanların zayıflamasının sadece ekolojik bir kayıp anlamına gelmediğini, aynı zamanda su güvenliği açısından da büyük risk oluşturduğunu belirtti. Ormanların havzaları koruduğunu, yağışların düzenlenmesinde önemli rol üstlendiğini, suyun kalitesini artırdığını ve kuraklık ile taşkın riskini azalttığını vurgulayan Acar, “Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret olmayan; suyun sürekliliğini sağlayan, ekonomiyi ayakta tutan ve yaşamı mümkün kılan doğal sistemlerdir. Ormanlar zayıfladığında su güvenliği de zayıflar. Bu nedenle ormanları korumak, suyu ve yaşamın devamlılığını da korumak demektir” dedi.
Suya erişimde yaşanan eşitsizliklerin toplumsal yaşamda derin yaralar açtığını da ifade eden Kadir Acar, özellikle kadınlar ve kız çocuklarının bu krizden en fazla etkilenen kesimler arasında yer aldığını söyledi. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada kadınlar ve kız çocuklarının her gün yaklaşık 250 milyon saatlerini su bulmak ve taşımak için harcadığını aktaran Acar, bunun eğitimden kopuş, ekonomik dışlanma ve zaman yoksulluğu gibi ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Acar açıklamasında, “Su yoksunluğu, bir eşitsizlik krizidir. Suya erişimin zorlaştığı her yerde bakım yükünü en çok kadınlar ve kız çocukları üstleniyor. Eğitimden, çalışma hayatından ve yaşam fırsatlarından feragat etmek zorunda kalıyorlar. Oysa suya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nün yayımladığı yeni rapora da dikkat çeken Acar, dünyanın artık “küresel su iflası” olarak tanımlanan yeni bir döneme girdiğini belirtti. Rapora göre insanlığın nehirleri, gölleri ve yer altı su kaynaklarını doğanın kendini yenileyebileceğinden çok daha hızlı tükettiğini vurgulayan Acar, birçok su sisteminin geri dönüşü zor eşiklere yaklaştığını söyledi.
Açıklamasının sonunda çözüm çağrısında bulunan Kadir Acar, suyun ticari bir meta gibi görülmesinden vazgeçilmesi, orman ekosistemlerinin korunması, su havzalarının bütüncül bir anlayışla yönetilmesi ve suya erişimin temel insan hakkı olarak ele alınması gerektiğini kaydetti. Acar, iklim krizine karşı yaşanabilir bir gelecek için hem orman kaybını durduracak politikaların güçlendirilmesi hem de kadınların ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine daha etkin katılım sağlamasının büyük önem taşıdığını ifade etti.
