Gelecek Partisi Merzifon İlçe Başkanı Hacı Bekir Kurt, pandemi süreci ile ilgili yaptığı basın açıklamasında; “2020 Mart ayında önce Çin’in Wuhan kentinde sonrası tüm dünyada etkili olan bir salgın pandemisiyle karşı karşıya kaldık. Sosyal sorumluluk bilinciyle maske, mesafe, el hijyeni üçlemesine riayet ederek, yeri geldi kapanmalarla yeri geldi en sevdiklerimizin dahi ziyaretlerini erteleyerek bu belanın tez vakitte ortadan kalkması için elimizden gelenin en iyisini yaptık” dedi.
Aşı ile ilgili alınan kararları da eleştiren Gelecek Partisi Merzifon İlçe Başkanı Hacı Bekir Kurt, “Bilim adamlarının karar kıldığı biyolojik sıvıyı olmak isteyen kardeşlerimiz oldular. Olmak istemeyenler ise kendi rızalarına bırakıldı. Buraya kadar herşey çok normal gözükürken ne oldu da baskıcı tehditkar bir dil kullanımına geçildi. İnsanların bilgilenmesi ve aklındaki sorulara cevap bulamayışı,1. Doz aşıdan sonra yaşadıkları sıkıntılar ve geçirdikleri ağır hastalıklar sonrası geri adım atmaları, aşı üreten firmaların ve DSÖ kurulu üyelerinin etik değil diyerek aşı olmamaları, ruhsatsız araba. ruhsatsız telefon ruhsatsız silah, garantisi olmayan beyaz eşyayı evimize almazken üreticinin ruhsatlandırmadığı ve hiçbir sorumluluk dahi almadığı bir biyolojik sıvıyı olmayı red etmeleri oldukça doğal bir süreç değil mi?” dedi.
Kurt, yaptığı açıklamanın devamında; “Kaldı ki ‘’Aykırı sese ve görüşe kulak ver!'' diyor Avrupa Hun imparatoru Atilla Han ''zira, onlar senin es geçtiğini, kanıksadığını görürler'' der. Ben de aykırı bir ses olarak sormak istiyorum; o biyolojik sıvıyı olmak istemeyenlere pcr testi dayatması da ne oluyor. Üstelik üreticisinin de bizzat bildirdiği ve FDA’ nın da onayladığı asıl üretim amacının bu covid 19 tanı kiti olmadığı artık net bir bilgi iken bu çubuğu insanların gözünden yaş getirircesine önce boğaz sonra burun köküne kadar sokmak şartıyla ne yapıyorsunuz.. Hani her bölgenin florası farklıydı, hani boğaz ve burun kültür farkı? Neden burun salgısı ya da tükürükten veri alınmıyor? Bu PCR kitleri nereye gönderilerek pozitif ya da negatif olduğunu kim hangi değere göre karar veriyor? . Afrika'da pozitif çıkan ananasları ne yapalım, keçi ya da muzları ne edelim? Bizde bu tanıyı koya bilecek laboratuvar var mı? Nerededir? Bazı gelişmiş ülkeler bu uygulamayı hemen kaldırırken, bizim bilim kurulumuzun buna göz ve kulak kapatması, hatta bu testi zorunlu kılması, TC. Anayasası 17 nci maddesini ‘'Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkına sahiptir'' beyanını manidar kılmaktadır. Yani mealen 'aşı dayatmasını ya da PCR testini ret' bir haktır. İnsan sağlığını bir bilinmezlik ile tehdit veya risk yerine, hastalık ortamının sağlığa elverişli kılınması devletlerin gerçek çalışma alanını oluşturmalıdır. Doğru hıfz-ı sıhha da budur. Devletin, insanlarını kanunsuz dayatmalar ile, 'madem aşı olmuyorsun haftada iki defa test ol!' gibi ölümü gösterip sıtmaya razı etmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Kaldı ki; bilim kurulunun kararlarını dayandırdığı DSÖ'nden farklı bir uygulama sergilemesi, daha doğrusu dayatması bu kararların sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu hak ihlallerine baroların neden sessiz kaldığını merak ediyoruz. Kanaat önderlerinin, ilahiyat, cemaat, aydın ve akademisyenlerin tepkisiz ya da sessiz kalmaları siyasi baskıdan mı? Üniversitelerimizin hepsi bilim kurulu ile hem fikir mi? Değiller ise ne zaman fikir beyanında bulunacaklar? 'Doğru bildiğini gerçekler ile yüzleştirmekten korkma!' diyen devrimci kardeşlerin bu tezine ne oldu? Ya da kader anlayışı ve bilincine ne oldu müminlerin, müftülerin ve ilahiyat profesörlerinin, ya da din kurulunun! Herkes veya her kesim aynı çılgınlığın içinde yer alma telaşı içinde, yeni yollar ve farklı düşünceler ile ilgili uygulama uydurmakla meşguller maalesef. Nerede ise aşı olmak istemeyenler bilim düşmanlığı ile, bilim karşıtlığı ve cehalet, hatta sorumsuz ve hainlik ile suçlayacaklar.
Gıda istihbaratı, ilaç istihbaratı, kan ve gen istihbaratının, çıkarılan haritaların ve şemaların çizim boyutları dehşet şekilde çoğalırken, kişiye özel, milletlere tüzel ve isme uyarlı ve ayarlı aşı çalışmaları yapılması biyolojik harp gereği midir? Vatan ve ten istilası ile bir bilinmezliğe sürükleniyor hem ülkemiz ve hem de alem maalesef. İktidarın uygulamalarına fetvaları ile yol verenler, kolaylaştırıcı tedbirler koyanlar kendilerine ve dine ne tür bir zarar-ziyan verdiklerini, nasıl bir vebale ortak olduklarını hesap etmelidirler. Bu olasılık neden hiç düşünülmez? Bu salgının temas etmediği insan kalıp kalmama olasılığı nedir? Var mıdır? Eğer böyle ise neden aşı dayatması ile karşı karşıyayız? Hani coviti geçirenler aşıdan muaf tutulacaktı. Aşı olanlar mı, yoksa aşı olmayanlar mı risk altında, kim kime risk oluşturmakta? Aşı olanlar üzerinden yeni varyantlar oluşturula bilme ihtimali yok mudur? İki sinovak, bir biontec aşı olup yüksek ateş ve halsizlik ile hastaneye başvuran ve pozitif çıkan hasta (bir arkadaşım)neden evine gönderilir? Hastaneye yatırılanlar neden aşı olmamışlar oluyor? Aşı politikasını desteklemek için oruçlu insanlara olur fetvası vermek nasıl bir halet-i ruhiyedir, nasıl bir ilim halidir ki; ne olduğu, içerik ve bileşenleri bu gün bile bilinmemekte olan bir sıvı için üstelik. Kapanmaların olmadığı, maskenin serbest bırakıldığı ve sosyal hayatın kısıtlanmadığı ABD Teksas eyaletindeki ölüm oranı ile kısıtlamaların yoğun uygulandığı diğer eyaletletlerin ölüm oranları ile aynı ya da yakın olması neyi ifade ediyor? Aşı olunduktan belli bir süre sonra Antikor seviyesi neden ölçülmemektedir? Coronadan ölenlere neden otopsi yapılması yasaktır? Refik Saydam hıfzıssıhha 2011 de neden kapatıldı? Aşı çalışmalarında bulunan bu kurumumuz kapatılmak sureti ile bizi pandemiye maruz bırakmak kime ne kazandırmıştır?
Sağlık bakanlığı ve bilim kurulunun bu sıvıyı olun. Ama hasta olabilirsiniz. Bulaştırabilirsiniz, tedavi etmeye bilir, yan tesirleri olabilir, hatta ölebilirsiniz de ama, siz bu sıvıyı olacaksınız, her halükarda olacaksınız, olmazsanız sizi canınızdan bezdiririm tavrı kabul edilebilir bir tavır değildir .
Hastalığı atlatanların doğal bağışıklık kazandığı hastalığı atlatmayanların ise aşı ile bağışıklık kazanması planlanırken ne değişti de herkesin 2 doz aşılanması planlandı. Daha sonrası ne gelişti de rapellerden birinin mutlaka Alman aşısı olmalı çağrısı yapıldı. Bir akşam karar verilip ertesi gün geri çekilen 4. doz aşıdan sonra daha kaç doz aşı planlandı. Dolayısıyla bu sürece Pandemi değil Plandemi diyen kardeşlerimizi doğrulamıyor musunuz? Beyler ben yaşım ve karakterim itibariyle aptal yerine konulmayı kaldıramadığım gibi bağlı bulunduğum Türk Milletinin de aptal yerine konulmasını kaldıramam.
Hipokrat yemini eden doktorlarımız bilirler; Hipokrat sağlık politikasının bel kemiğine şu 3 kuralı oturtur. 1. Kural; önce zarar verme! 2. Kural; dikkatli ol hastaya yarar sağla! 3. kural; edebilirsen tedavi et şeklindedir. Oysaki Biyolojik sıvıların geçmesi gereken fazlar tamamlanmamışken ,üreticiler dahi yan etkileri konusunda sorumluluk almamışken, bilimsel hiçbir çalışması mevcut olmayan bir sıvıyı zorla enjekte etmeye çalışmak, ne idiğü belirsiz sıvıyı enjekte olmak istemeyenlere ‘’ Köpek gibi olacaksınız’’, aşı olmak istemeyen köyüne dönsün’’ gibi yakışıksız söylemleri bu milletin Hipokrat yemini ettiğini düşündüğümüz kurul üyesi doktorların ağzından duymamız sizce de rahatsız edici değil mi? Hele hele öncesinde çocuklara bulaşmadığı söylenen plandeminin nerdeyse anne karnına kadar bulaştığı iddiası yenilir yutulur gibi değil. Ellerinizi çocuklarımızdan çekin beyler, artık burada durun. Devlet hükümetin bu dayatma anlayışına alet edilmemeli, küresel tezgahların oyununa gelinmemeli, herkesin fikir ve görüşüne saygı duyulmalıdır. Devlet aşı olanında, olmayanında devletidir. Toplumsal ayrışma, düşmanlaştırma ve hukuksuz uygulamalara meydan verilmemelidir. Allah cc sonumuzu hayreylesin, eşyanın ve olayların hakikatini görebilmeyi öncelikle idarecilerimize, sonra da bize nasip ve müesser eylesin. Ve şerh olsun” ifadelerini kullandı.
