Merzifon’da öğretmenler ve eğitim emekçileri, son günlerde yaşanan okul saldırılarına tepki göstermek amacıyla bir araya gelerek yürüyüş gerçekleştirdi. Öğretmenevi önünden başlayan yürüyüş, Cumhuriyet Meydanı’nda sona ererken, anıt önünde yapılan basın açıklamalarında eğitimde şiddete karşı sert mesajlar verildi ve yetkililere çağrıda bulunuldu.
Yürüyüşün ardından Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen basın açıklamalarında sendika temsilcileri tek tek söz alarak görüşlerini dile getirdi. Açıklamalarda, eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarına karşı önlem alınması gerektiği vurgulanırken, yetkililere çağrıda bulunuldu.
Türk Eğitim Sen Merzifon İlçe Temsilcisi Selim Aydıner yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırının derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda meydana gelen silahlı saldırıyla bir kez daha yıkıldık. Elim olayda yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve tüm milletimize başsağlığı; yaralılarımıza ise acil şifalar diliyoruz.
Çok Acılıyız, Çok Üzgünüz, Çok Öfkeliyiz
İki gün içinde can kayıpları yaşadık, çok sayıda yaralımız var. Eğitim yuvalarımız olan okullarımızda, geleceğimiz yavrularımız, meslektaşlarımız büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı. Bu büyük acı, artık aklımızı başımıza getirmelidir.
Şimdi Yetkililere Soruyoruz:
Okullarda şiddeti önlemek için daha neyi bekliyorsunuz?
Şiddeti önleyici ve caydırıcı tedbirler ne zaman hayata geçirilecek?
Eğitim kurumlarımızda güvenliği sağlamak için daha kaç acı olayın yaşanması gerekiyor?
Okullar güvenli alanlar olamayacaksa, eğitimcilerimizi ve çocuklarımızı nasıl korumayı planlıyorsunuz?
Bu noktada çok açık bir şekilde ifade ediyoruz:
Tüm Türkiye bu konuda seferber olmalı ve acilen bir “GÜVENLİK ZİRVESİ” toplanmalıdır. Cumhurbaşkanlığı, ilgili Bakanlıklar, Emniyet Genel Müdürlüğü ve yetkili kurumlar başta olmak üzere, tüm paydaşlar bir araya gelmelidir.
Okullarda yaşanan şiddet olaylarına karşı önleyici ve caydırıcı tedbirler geliştirilerek, eğitim kurumlarının güvenliğini artırmaya yönelik kapsamlı ve etkili bir eylem planı oluşturulmalıdır.
Bir Kez Daha Vurguluyoruz:
Türk Ceza Kanunu’nda eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmesi, bu alanda caydırıcılığı artıracak önemli bir adım olacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimcilere yönelik her saldırının sıkı takipçisi olmalıdır. Şiddete maruz kalan çalışanlara, anında ve yeterli güvenlik desteği sağlanmalı; yaşanan şiddet eylemleri kayıt altına alınmalı, yargıya intikal ettirilmelidir.
Güvenlik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle, silah ve yaralayıcı aletlerin okul ve kurumlara sokulması mutlaka engellenmelidir. Okullara girişlerin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için, velilerin ve öğrencilerin kontrollü giriş sistemlerinden geçirilmesi, okul girişlerine metal dedektörler ve kimlik kartı ile geçiş sistemlerinin kurulması çok önemlidir.
Tüm okulların kamera sistemleriyle donatılması ve her eğitim kurumunda güvenlik görevlisi ya da kolluk kuvveti personelinin görevlendirilmesi gerekmektedir.
Disiplin yönetmeliklerinin yeniden ele alınmalı güncellenmelidir.
Öğretmenlerin etkisini, saygınlığını ve mesleki itibarını güçlendirecek somut tedbirler hayata geçirilmelidir.
Okul-aile işbirliği mutlaka etkin bir şekilde sağlanmalı; öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarını destekleyecek rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir.
Medyada her türlü şiddetin sık sık en ince ayrıntılarına kadar sunulması, çocuk ve gençlerde kontrolsüz ve güçlü bir model oluşturması oldukça tehlikeli bir durumdur. Çocuklar fiziksel, psikolojik ve duygusal olarak bu tür yayınlardan zarar görmektedirler. Çocuklarımızı olumsuz etkileyebilecek her türlü dijital içerik, şiddet içeren oyunlar, sosyal medya mecraları, dizi, film ve benzeri yapımlar konusunda daha sıkı denetim mekanizmaları oluşturulmalı; zararlı içerikler derhal engellenmelidir.
Ayrıca 18 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin daha net ve koruyucu sınırlamalar getirilmesi sağlanmalıdır.
Şiddete karşı yürütülecek mücadele sürecinde ilgili tüm kurumlar birlikte hareket etmeli, şiddet kimden gelirse gelsin karşı durulmalı, “Şiddete Sıfır Tolerans” söylemine sahip çıkılarak, şiddete karşı ortak tavır sergilenmelidir.
Basın açıklamasına katılan tüm arkadaşlarımıza Merzifon Halkına, öğrencilerimize teşekkür ediyoruz.
Açıklamalar kapsamında Eğitim-İş Sendikası Merzifon İlçe Temsilcisi Özge Uysal Nibat da söz alarak değerlendirmelerde bulundu. Nibat’ın açıklaması şu şekilde: Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da öğrenciler tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırılar, eğitim sisteminin içine sürüklendiği çöküşün açık bir göstergesidir. Bu olaylar münferit değildir; yıllardır sürdürülen yanlış eğitim politikalarının, ihmallerin ve çocukları korumayan bir anlayışın doğrudan sonucudur.
Bilimsel, laik ve kamusal eğitimden uzaklaşan; okulları pedagojik ilkeler yerine ideolojik yönelimlerle şekillendiren siyasi irade, bugün yaşanan tablonun sorumlusudur. Rehberlik hizmetlerinin yetersiz bırakılması, öğretmenlerin yalnızlaştırılması ve öğrencilerin psikososyal ihtiyaçlarının görmezden gelinmesi, şiddetin zeminini büyütmüştür.
Eğitim-İş olarak uyarıyoruz: Çocuklarımızın yaşam hakkı her şeyden önce gelir. Okulların güvenliğini sağlamak, yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, bütünlüklü ve bilimsel eğitim politikalarıyla mümkündür. Bu nedenle yetkilileri derhal sorumluluk almaya çağırıyoruz.
Acil Taleplerimiz:
Okullarda yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehber öğretmen kadrosu derhal oluşturulmalı, her okula nitelikli psikososyal destek sağlanmalıdır.
Öğrencilerin şiddete yönelmesini önleyecek sosyal, kültürel ve sportif programlar kamusal sorumlulukla yaygınlaştırılmalıdır.
Bireysel silahlanmayı teşvik eden ve denetimsiz bırakan uygulamalara son verilmeli, çocukların silahlara erişimini engelleyecek yasal düzenlemeler ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Okullarda güvenliği sağlamak adına alınacak önlemler pedagojik ilkeler doğrultusunda belirlenmeli; eğitim ortamları baskı ve korku alanlarına dönüştürülmemelidir.
Öğretmenlerin mesleki saygınlığını ve güvencesini zedeleyen politikalar terk edilmeli; eğitim emekçilerinin karar süreçlerine katılımı sağlanmalıdır.
Eğitim sistemi, bilimsel ve laik temelde yeniden yapılandırılmalı; eşit, kamusal ve nitelikli eğitim hakkı tüm çocuklar için güvence altına alınmalıdır.
Yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden yurttaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu karanlık tablonun sorumlularının ortaya çıkarılması ve gerekli adımların atılması için sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.
Eğitim-İş, çocuklarımızın güvenli, özgür ve eşit bir geleceğe kavuşması için mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.
Program kapsamında Eğitim Sen Merzifon İlçe Temsilcisi Serap Çal da bir konuşma gerçekleştirdi. Çal’ın açıklaması ise şu şekilde:
Şiddete Karşı Yaşamı Savunmak İçin Alanlardayız
Ülke olarak Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta birer gün arayla gerçekleşen saldırılarda çocuklarımızı, öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi kaybetmenin derin acısı, öfkesi ve sarsıntısı içerisindeyiz. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin nasıl bu noktaya sürüklendiği sorusu bugün milyonların ortak sorusudur. Bu sorunun muhatabı ise çeyrek asırdır ülkeyi yöneten iktidarın kendisidir.
Okullarda yaşanan şiddet; eğitimden kültüre, ekonomiden sosyal politikalara kadar yıllardır sürdürülen yanlış politikaların doğrudan sonucudur. Bu tabloyu yalnızca bir “güvenlik zafiyeti”, münferit bir mesele olarak görmek ya da sunmak, gerçeği örtmekten başka bir işe yaramamaktadır.
Evet, okullarda ciddi bir güvenlik sorunu vardır. Bu ülkede kadınlar, çocuklar, öğretmenler, emekçiler; hemen herkesin yaşam hakkı tehlikededir.
Ancak asıl sorun; şiddeti sıradanlaştıran, cezasızlığı yaygınlaştıran, eşitsizliği derinleştiren ve gençleri geleceksizliğe mahkûm eden bu düzenin kendisidir. Gençler bugün sadece okullarda değil; sokakta, evde, yaşamın her alanında büyüyen bir şiddet sarmalının içine itilmektedir. Suça sürüklenen çocuklar gerçeği de bu tablonun bir parçasıdır; tesadüf değil, sistematik bir sonuçtur.
Ekonomik kriz derinleştikçe; işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluk büyüdükçe ortaya çıkan boşluk mafya ve çeteler tarafından doldurulmaktadır. Gençlerin geleceği ellerinden alınırken, şiddet ve suç örgütlenmeleri adeta teşvik edilmekte, büyütülmektedir.
Bu tablonun sorumlusu açıktır.
Devletin tüm olanaklarını, güvenlik ve yargı gücünü muhalefeti bastırmaya göre konumlandıran; toplumsal yaşamı kendi ideolojik önceliklerine göre şekillendirmeye çalışan iktidar, eğitim politikaları üzerinden de toplumda derin bir çürümenin zeminini yaratmıştır.
Bakanını korumayı tercih eden iktidar, çocukların, öğrencilerin ve toplumun geleceğini gözden çıkarmaktadır.
Göreve geldiği ilk günden bugüne eğitimin gerçek sorunlarına sırtını dönen, eğitimi piyasaya ve tarikatlara açan; ÇEDES, MESEM projeleri gibi infial yaratan uygulama ve açıklamalara imza atan mevcut Milli Eğitim Bakanı’nın, bunca can kaybına rağmen hâlâ görevde kalması kabul edilemez, derhal istifa etmelidir.
Çocuklarımızın, öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin hayatı bu kadar değersiz değildir!
Eğitim; şiddetin değil, yaşamın, eşitliğin ve umudun alanı olmak zorundadır.
Artık sözün bittiği yerdeyiz.
İş bırakma eylemimiz yalnızca bugüne değil, geleceğimize sahip çıkma iradesidir. Bu şiddet iklimine zemin sunanlara karşı mücadele etmek sadece eğitim emekçilerinin, eğitim sendikalarının değil, hepimizin görevidir.
Başta veliler olmak üzere tüm toplumu duyarlı olmaya davet ediyor, sorumluların ise bir an önce hukuk önünde cezalandırılmasını istiyoruz.
Unutulmamalıdır ki: Ancak birlikte mücadele edersek bu karanlığı dağıtabiliriz. Ancak dayanışmayı büyütürsek çocuklarımızın yaşamını koruyabiliriz.
Yürüyüş ve basın açıklamasına Merzifon Belediye Başkanı Alp Kargı, Merzifon Belediye Başkan Yardımcısı Burcu Turan, MHP Merzifon İlçe Başkanı Hüseyin Saka ve CHP Merzifon İlçe Gençlik Kolları Başkanı Fatih Efecan Sevindik de katıldı. Öğretmen ve öğrencilerin yoğun katılım gösterdiği etkinlik, Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan açıklamaların ardından sona erdi.
