Çocuğunuzun Size Her Şeyi Anlatabilmesini İstiyorsanız, Önce Ona Güven Verin
YAYINLAMA:
Bir çocuğun anne babasına söylemekten çekindiği bir şey varsa, orada üzerinde düşünülmesi gereken bir durum vardır. Belki kırdığı bir eşya, belki okulda yaptığı bir hata, belki de bile bile çiğnediği bir kural… Çocuk, yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilir. Üstelik bunu öğrendiğinde ailesinin kızacağını da tahmin eder. İşte tam o anda, içinde iki ayrı ses konuşmaya başlar. Biri gerçeği söylemesini, diğeri ise başına geleceklerden kurtulmak için susmasını ya da gerçeği değiştirmesini söyler.
Bir çocuğun hangi sesi dinleyeceğini belirleyen şey, sadece onun karakteri ya da aldığı eğitim değildir. Büyük ölçüde, ailesiyle kurduğu ilişkinin nasıl olduğu da bu kararda etkilidir. Çünkü çocuklar doğruyu ve yanlışı öğrenirken yanlış yaptıklarında kendilerini neyin beklediğini de öğrenirler. Gerçeği söylediklerinde anlayışla karşılaşan bir çocukla, gerçeği söylediği için ağır biçimde cezalandırılan bir çocuğun bir sonraki davranışı aynı olmayacaktır.
Bu nedenle çocuklara dürüstlüğü öğretmek, onlara yalan söylemenin yanlış olduğunu anlatmaktan ibaret değildir. Asıl mesele, doğruyu söylemenin her zaman kolay olmayabileceğini kabul etmek ve buna rağmen çocuğun gerçeği anlatabilecek cesareti kendinde bulmasını sağlamaktır.
Çocuklar yaptıkları yanlıştan daha çok vereceğimiz tepkiden korkarlar.
Bir çocuğun odada top oynarken vazoyu kırdığını düşünelim. Annesinin buna kızacağını biliyor. Belki daha önce benzer bir olayda sert bir tepkiyle karşılaştı. Şimdi önünde iki seçenek var: Gerçeği anlatmak ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmak. Çocuk, vazoyu kırmanın yanlış olduğunu anlayabilir. Fakat bu yanlışın ardından kendisini nasıl bir tepkinin beklediğinden emin değilse korkusu ağır basabilir.
Bazen de çocuk, arkadaşına söylediği bir sözün yanlış olduğunu, sınavda kopya çekmenin kabul edilemeyeceğini veya kendisine verilen bir sorumluluğu yerine getirmediğini bilir. Yine de ailesine anlatamaz. Çünkü anne babasının gözündeki değerini kaybetmekten, sevgilerinin azalmasından ya da kendisini artık iyi bir çocuk olarak görmemelerinden endişe eder.
Oysa bir çocuğun bilmesi gereken en önemli gerçeklerden biri şudur: Yanlış bir davranışta bulunmak, onu sevilmeye değmez biri yapmaz. Hata, düzeltilmesi gereken bir davranıştır. Çocuğun bütün kişiliğini tanımlayan bir hüküm değildir.
Anne babaların çocuklarına vermesi gereken güven de burada başlar. Çocuk, yaptığı davranışın yanlış bulunabileceğini, bu davranışın sonuçları olabileceğini bilmelidir. Ancak aynı zamanda, ne yapmış olursa olsun anne babasının sevgisinin bir anda ortadan kalkmayacağından emin olmalıdır. Kızgınlık geçebilir, bir davranışın hesabı sorulabilir, yanlışın telafisi istenebilir. Fakat sevgi, bir ödül gibi verilip bir ceza gibi geri alınmamalıdır.
Sevgi, hatasız olmanın karşılığı değildir.
Çocuk yetiştirirken farkında olmadan önemli bir ayrımı gözden kaçırıyoruz. Çocuğumuzun davranışını kabul etmemekle çocuğumuzu reddetmek aynı şey değildir. Bir çocuğa yaptığı şeyin yanlış olduğunu söylemek, onu aşağılamak ya da değersiz hissettirmek anlamına gelmemelidir.
“Bunu yapman doğru değildi, şimdi bu durumu nasıl düzeltebileceğimizi konuşalım.” demekle, “Sen zaten hep böylesin, senden başka ne beklenir?” demek arasında büyük bir fark vardır. İlkinde çocuk, davranışının sorumluluğunu almayı öğrenir. İkincisinde ise kendisini savunmaya, gerçeği gizlemeye veya hatasını başkasına yüklemeye yönelebilir.
Çocuk gelişimi açısından bakıldığında, güvenli bir aile ortamı çocuğun duygularını ifade edebilmesi, hatalarından öğrenebilmesi ve sorumluluk geliştirebilmesi için önemli bir temel oluşturur. Çocuk, anne babasının kendisini dinleyeceğine inandığında yaşadığı bir sorunu paylaşmaya daha istekli olabilir. Korktuğu, utandığı veya pişmanlık duyduğu bir durumda bile yardım istemeyi öğrenebilir.
Bunun karşısında, sürekli sert tepkilerle karşılaşacağını düşünen bir çocuk, gerçeği söylemek yerine kendisini korumanın yollarını arayabilir. Önce küçük bir olayı saklar. Ardından bir başka olayı… Zamanla susmak, gerçeği anlatmaktan daha güvenli bir seçenek gibi görünmeye başlayabilir. Böylece sorun söylenen bir yalan olmaktan çıkar ve çocukla ebeveyni arasındaki iletişimi etkilemeye başlar.
Elbette her yalanın nedeni korku değildir. Çocuklar bazen istediklerini elde etmek, bir sorumluluktan kaçmak, arkadaşlarının yanında kendilerini farklı göstermek ya da henüz gelişmekte olan düşünme ve değerlendirme becerileri nedeniyle gerçeği değiştirebilirler. Özellikle küçük yaşlarda hayal ile gerçeği ayırt etme becerisi zaman içinde gelişir. Bu nedenle her durumda çocuğun yaşını, gelişim düzeyini ve içinde bulunduğu koşulları dikkate almak gerekir. Ancak neden ne olursa olsun, dürüstlüğü öğretmenin yolu yalanı yasaklamak değildir. Çocuğun neden gerçeği söylemekten kaçındığını anlamak, ona doğru davranışın neden önemli olduğunu açıklamak ve gerektiğinde davranışının sonuçlarıyla yüzleşmesine yardımcı olmak gerekir. Çocuk, en çok korktuğu anda bile ailesine gelebilmelidir.
Bir anne babanın çocuklarına kazandırabileceği en kıymetli duygulardan biri, başları sıkıştığında ilk olarak ailelerini düşünebilmeleridir. Çocuk bir hata yaptığında, kötü bir karar verdiğinde, bir arkadaşının baskısıyla yanlış bir davranışta bulunduğunda ya da kendisini tehlikeye sokan bir durumla karşılaştığında şunu bilmelidir: “Aileme anlatabilirim. Bana kızabilirler ama beni dinlerler. Yanlış yaptığımı söyleseler bile beni yalnız bırakmazlar.”
Bu güven, özellikle çocukların büyüdüğü ve ailelerinden bağımsız kararlar almaya başladığı dönemlerde daha da önem kazanır. Çocuklukta öğrenilen iletişim biçimleri, ergenlik döneminde karşılaşılan sorunların nasıl paylaşılacağını da etkileyebilir. Anne babasıyla açık bir iletişim kurabilen bir genç, arkadaş ilişkilerinde yaşadığı bir sorunu, yaptığı bir hatayı veya kendisini rahatsız eden bir durumu ailesiyle konuşmak için daha fazla cesaret bulabilir. Bunun için anne babaların her şeyi hoş karşılaması ya da çocuklarının yanlışlarına göz yumması gerekmez. Tam tersine, sınırlar ve sorumluluklar çocuk gelişiminin önemli parçalarıdır. Çocuk, yaptığı davranışın sonuçlarını görmeli, gerektiğinde bir zararı telafi etmeli ve benzer bir durumda nasıl daha doğru davranabileceğini öğrenmelidir.
Ancak bütün bunlar, çocuğun kendisini güvende hissettiği bir ilişki içinde gerçekleşmelidir. Bir yanlışın ardından verilecek tepki, çocuğa “Bunu bir daha yapma.” yerine “Bir sorun yaşadığında bunu benimle konuşabilirsin.” mesajını da taşımalıdır. Çocuk gerçeği anlattığında hatasına odaklanmamak da önemlidir. Doğruyu söylemek bazen onun için gerçekten zor olabilir. Bu nedenle, “Bunu bana anlatmanın kolay olmadığını biliyorum. Gerçeği söylediğin için teşekkür ederim. Şimdi yaptığın şeyin sonuçlarını birlikte değerlendirelim.” gibi bir yaklaşım, dürüstlüğü teşvik ederken sorumluluk duygusunu da korur.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, çocuğun gerçeği söylediği için bütün sonuçlardan muaf tutulacağı düşüncesini oluşturmamaktır. Çocuk, dürüst olmanın yanlış davranışı ortadan kaldırmadığını ancak sorunu çözmenin ilk adımı olduğunu öğrenmelidir. Doğruyu söylemek, hatayı düzeltme fırsatı verir. Yalan ise çoğu zaman sorunu büyütür ve güvenin yeniden kurulmasını zorlaştırır.
Çocuğumuza dürüstlüğü öğretirken önce kendi davranışlarımızı da gözden geçirmeliyiz. Çocuklar, anne babalarının söylediklerinden olduğu kadar yaptıklarından da öğrenirler. Başkasına verilen bir söz tutulmadığında, küçük bir çıkar uğruna gerçek çarpıtıldığında ya da bir hata kabul edilmek yerine sürekli başkaları suçlandığında, çocuk bunları görür. Bu nedenle dürüstlüğü çocuğundan bekleyen bir ebeveyn olmak yeterli değildir. Dürüstlüğün aile içinde yaşanan bir değer olması gerekir.
Anne baba da hata yapabilir. Bazen haksız yere öfkelenebilir, çocuğunu dinlemeden karar verebilir veya sonradan yanlış olduğunu fark ettiği bir tepki gösterebilir. Böyle bir durumda özür dilemek, ebeveynlik otoritesini zayıflatmaz. Aksine, hata yaptığında sorumluluk almanın mümkün olduğunu gösterir. “Dün seni dinlemeden kızdım. Önce ne olduğunu anlamam gerekirdi. Bunun için üzgünüm.” diyebilen bir anne baba, çocuğuna çok değerli bir ders verir. Çocuk, yanlış yapmanın utanılacak bir kimlik olmadığını, önemli olanın hatayı fark etmek ve onu düzeltmek olduğunu yaşayarak öğrenir.
Ayrıca aile içinde konuşma fırsatlarına da yer açmak gerekir. Çocuğun anlattıkları hemen bir sorgulamaya dönüştürülmemeli, her paylaşımın ardından uzun bir öğüt verilmemelidir. Bazen bir çocuğun ihtiyacı, önce dinlenmek ve duygularının anlaşılmasıdır. Ebeveynin sakin kalması, gerektiğinde bir süre düşünüp sonra konuşması, çocuğun kendisini ifade etmesini kolaylaştırabilir.
Unutulmamalıdır ki güven bir günde kurulmaz. Çocuğa tekrar tekrar verilen sözlerle, tutarlı davranışlarla, adil sınırlarla ve zor anlarda gösterilen anlayışla güçlenir. Bir kez “Bana her şeyi anlatabilirsin.” demek yeterli değildir. Çocuk, bunu söylediğimizde gerçekten dinlendiğini ve zor bir gerçekle geldiğinde de ilişkisinin korunacağını deneyimlemelidir.
Asıl hedef, çocuğun yalan söylemekten korkması değil, doğruyu söylemenin değerini anlamasıdır. Sadece ceza korkusuyla yalandan uzak duran bir çocuk, yakalanmayacağını düşündüğü zamanlarda gerçeği saklamayı seçebilir. Oysa dürüstlüğün neden önemli olduğunu anlayan bir çocuk, kimse görmese bile doğru davranmanın değerini kavramaya başlar. Bu anlayışın gelişmesi için çocuğun kuralları bilmesi kadar davranışlarının başkaları üzerindeki etkisini de fark etmesi gerekir.
Bir arkadaşını üzdüğünde, bir eşyaya zarar verdiğinde veya bir sözünü tutmadığında, kendisinin ne kaybedeceğini ve karşısındaki kişinin ne hissettiğini düşünmeyi öğrenmelidir. Böylece dürüstlük, cezadan kaçınmak için başvurulan bir davranış olmaktan çıkar ve vicdan, sorumluluk ve başkalarına saygıyla bağlantılı bir değere dönüşür.
Anne babalar olarak çocuklarımızdan her zaman doğruyu söylemelerini bekliyorsak, onların gerçeği anlatabilecekleri bir ortam oluşturmak da bizim sorumluluğumuzdur. Elbette bazen öfkeleneceğiz. Bazen hayal kırıklığına uğrayacağız. Çocuğumuzun yaptığı bir yanlış karşısında sakin kalmak her zaman kolay olmayacak. Fakat o anlarda kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Vereceğim tepki, çocuğumun bir sonraki hatasında bana gelmesini kolaylaştıracak mı, yoksa benden uzaklaşmasına mı neden olacak?
Bu soru, anne babalığın en önemli sınavlarından birini hatırlatır. Çocuğumuzu doğruya yönlendirmek isterken onun bize duyduğu güveni zedelememek… Yanlışını düzeltmesini isterken kendisini değersiz hissettirmemek… Sorumluluk kazandırırken sevgimizin koşullara bağlı olduğu düşüncesini oluşturmamak… Çünkü çocuklarımızın her zaman doğru kararlar vereceğini bekleyemeyiz. Büyümek, öğrenmek ve olgunlaşmak, yanılmayı, yanlışı fark etmeyi ve yeniden denemeyi de içerir. Bizim görevimiz, onları hatasız insanlar olarak yetiştirmek değil, hata yaptıklarında gerçeği kabul edebilen, sonuçlarını üstlenebilen ve daha iyisini yapmayı öğrenebilen insanlar olmalarına yardımcı olmaktır.
Sevgilerimle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.