Bir çocuğun hayatındaki en temel ihtiyaçlardan biri sevgidir. Karnının doyması, güvenli bir evde yaşaması, iyi bir okula gitmesi, güzel kıyafetler giymesi elbette önemlidir. Fakat bütün bunların yanında çocuğun bilmesi gereken çok daha önemli bir şey vardır: “Ben değerliyim ve seviliyorum.” Çocuk bunu ona söylenen sözlerden çok kendisine nasıl davranıldığından öğrenir. Dinlenmek, ciddiye alınmak, hata yaptığında aşağılanmamak, korktuğunda yanında bir yetişkin bulmak, başarısız olduğunda değersiz hissetmemek ister. Bunların her biri çocuğun sevgi dünyasının parçalarıdır.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir! Çocuğu sevmek, onun her istediğini yapmak değildir. Çocuğun istediği her oyuncağı almak, her talebini yerine getirmek, üzülmesin diye bütün engelleri ortadan kaldırmak, başarısızlıkla karşılaşmasın diye onun yerine sorunlarını çözmek sevgi gibi görünebilir. Ama değildir. Bir çocuk hayatı sadece istediği şeylerin gerçekleştiği bir yer olarak öğrenmemelidir. Çünkü hayatın içinde hayal kırıklıkları vardır. Kaybetmek vardır. Beklemek vardır. Reddedilmek vardır. Bazen haksızlığa uğramak, bazen istediğini elde edememek vardır. Her insan bizi sevmeyebilir. Her arkadaşımız bizimle oynamak istemeyebilir. Her öğretmen bizi aynı şekilde değerlendirmeyebilir. Her yetişkin bizi anlamayabilir. Bütün bunlar hayatın bir parçasıdır.
Unutmamak gerekir ki çocuğu hayata hazırlamak, onu hayatın bütün zorluklarından uzak tutmak değildir. Asıl mesele, zorluklarla karşılaştığında ne yapacağını öğretebilmektir.
Sevildiğini hissetmeyen, sürekli reddedilen, küçümsenen ya da duyguları yok sayılan bir çocuk elbette zorlanabilir. Öfkesini davranışlarıyla göstermeye başlayabilir. Bağırabilir, vurabilir, eşyaları fırlatabilir, arkadaşlarına zarar verebilir. Fakat burada önemli olan, saldırgan davranışı çocuğun karakteri olarak görmek değil, davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaya çalışmaktır.
Çocuklar bazen “Bana bakın.” demek için bağırır.
Bazen “Beni anlamıyorsunuz.” demek için öfkelenir.
Bazen “Canım acıyor.” demeyi bilmediği için vurur.
Bazen de duygusunu tanımlayacak kelimeyi henüz öğrenmediği için bedenini kullanır.
Bunlar tabi ki saldırganlığın kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Bir çocuğun üzgün veya öfkeli olması anlaşılabilir bir durumdur ancak öfkelendiği için başkasına vurmasına izin vermek doğru değildir. Çocuğa hem duygusunun kabul edilebilir olduğunu hem de o duyguyla yaptığı her davranışın kabul edilebilir olmadığını öğretmek gerekir.
“Öfkelenebilirsin ama vuramazsın.”
“Üzülebilirsin ama zarar veremezsin.”
“Bunu istemeyebilirsin ama bağırmadan anlatabilirsin.”
Çocuğun duygusal gelişimi biraz da bu ayrımları öğrenebilmesidir.
Peki bir çocuk duygularını nasıl yönetmeyi öğrenir?
Öncelikle yetişkinlerin davranışlarını izleyerek. Evde öfkelendiğimizde bağırıyorsak, çocuğa sakin olmayı anlatmak zorlaşır. Bir sorun karşısında hakaret ediyor, kapıları çarpıyor, karşımızdaki insanı dinlemiyorsak çocuğun çatışmaları sağlıklı biçimde çözmesini beklemek kolay değildir. Duygu yönetimi, çocuğa “Sinirlenme.” demekle öğrenilmez. Tam tersine çocuk önce sinirlenmenin, üzülmenin, korkmanın ve hayal kırıklığı yaşamanın insan olmanın bir parçası olduğunu öğrenmelidir. Sonra bu duygularla ne yapabileceğini keşfetmelidir.
Burada aileye büyük bir görev düşer. Çocuğun duygularına isim vermek önemli bir başlangıçtır. “Şu anda çok kızgınsın.”, “Galiba arkadaşının söylediği söz seni üzdü.”, “Bunu yapamadığın için hayal kırıklığına uğradın.” gibi cümleler çocuğun iç dünyasını anlamasına yardımcı olur. Bir süre sonra çocuk kendi duygusunu tanımaya başlar. Duygusunu tanıyan çocuk, onu davranışından ayırmayı da daha kolay öğrenir. Ailenin görevi çocuğu her zaman mutlu etmek yerine onunla birlikte hayatın bütün duygularına alan açmak olmalıdır.
Çocuk kaybettiğinde hemen başka bir şey satın almak yerine, kaybetmenin üzüntüsünü yaşamasına izin vermeliyiz. İstediği olmadığında dünyanın sonu gelmediğini, bazı isteklerin gerçekleşmeyebileceğini öğretmeliyiz. Güçlü çocuk, hiç üzülmeyen çocuk değildir. Güçlü çocuk, üzüldüğünde yeniden toparlanmayı öğrenebilen çocuktur.
Toplum olarak da birçok sorumluluğumuz olduğunu unutmamalıyız. Çocuklardan sürekli uslu, sessiz, uyumlu ve başarılı olmalarını beklerken onların duygularını ifade etmelerine yeterince alan açmıyoruz. Öfkelenen çocuğu hemen “problemli”, hareketli çocuğu “yaramaz”, içine kapanan çocuğu “çekingen” diye etiketlemek kolayımıza geliyor. Bir çocuğun davranışını anlamaya çalışmak, onu etiketlemekten çok daha değerli olmalıdır.
Okullar da yalnızca akademik başarıya odaklanan yerler olmamalıdır. Çocukların birbirini dinlemeyi, farklılıklara saygı göstermeyi, anlaşmazlıkları konuşarak çözmeyi ve sınır koymayı öğrendiği ortamlar olmalıdır. Çocuklarımız, “Herkes beni sevmek zorunda değil, ama bana saygı göstermek zorunda. Ben de herkesi sevmek zorunda değilim, fakat kimseye zarar verme hakkına da sahip değilim.” diyebilmelidir. Bu ayrım, çocuğun sosyal hayatındaki en önemli kazanımlardan biridir.
Sevgi, çocuğun önüne sürekli mutluluk koymak değildir. Sevgi, onun bütün duygularıyla yanında olabilmektir. Sarılmaktır, dinlemektir, sınır koymaktır, “Hayır, buna izin veremem.” diyebilmektir.
Çocuğun ihtiyacı kusursuz bir hayat değildir. Çocuğun ihtiyacı, kusurlu ve zaman zaman zorlaşan hayatın içinde kendisini yalnız hissetmemektir.
Sevildiğini bilen çocuk da öfkelenecektir, üzülecektir, hata yapacaktır. Sevgi, çocuğu bütün olumsuz duygulardan koruyan sihirli bir kalkan değildir. Fakat sevgi, çocuğa kendisini tanıması, duygularını ifade etmesi, sınırlarını bilmesi ve başkalarının sınırlarına saygı göstermesi için güvenli bir zemin sağlar.
Şiddete maruz kalarak hayatını kaybeden tüm çocuklarımızı rahmetle anıyor, ailelerine sabır diliyorum. Çocukların güven içinde büyüdüğü, her türlü şiddetten uzak, sevgi dolu bir dünyayı inşa etmek hepimizin ortak ve en büyük sorumluluğudur. Sevmeyi, sevilmeyi, beklemeyi, kaybetmeyi, yeniden denemeyi, hayır demeyi, hayır cevabını kabul etmeyi, öfkelenmeyi ama zarar vermemeyi, farklı insanlarla bir arada yaşamayı öğrenen çocuklar yetiştirebilmek duasıyla...
Sevgilerimle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.