Bir çocuğun bağırması, küfretmesi, arkadaşına vurması ya da kaybettiği bir oyunun ardından büyük bir öfke patlaması yaşaması, çoğu zaman “yaramazlık” olarak görülüyor. Oysa çocuk davranışları, yetişkin davranışları kadar basit değildir. Çocuk çoğu zaman ne hissettiğini bilir ama hissettiğini nasıl anlatacağını bilemez. Öfkesini kelimelere dönüştüremediğinde elleri, sesi ve davranışları onun yerine konuşmaya başlar. Bu nedenle bir çocuğun şiddete yönelen davranışını gördüğümüzde kendimize “Bu davranış bize ne anlatıyor?” sorusunu sormamız gerekir.
Çocuklar dünyaya öfkeyi, küfrü ya da şiddeti bilerek gelmez. Bunların önemli bir bölümünü çevrelerinden öğrenirler. Kavganın olduğu, sorunların tehdit veya fiziksel güç kullanılarak çözüldüğü bir ortamda büyüyen çocuk, çatışmanın doğal çözüm yolunun saldırganlık olduğunu düşünebilir. Aynı şekilde arkadaş çevresi, okul ortamı, sosyal medya içerikleri, oyunlar, aile içindeki iletişim biçimi ve çocuğun maruz kaldığı yetişkin davranışları da onun davranışlarını şekillendirir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Her öfkeli çocuk şiddete başvurmaz. Her şiddet davranışının nedeni de yalnızca aile değildir. Çocuğun mizacı, yaşına bağlı gelişim özellikleri, dürtülerini kontrol etme becerisi, sosyal becerileri, yaşadığı stresler, aile içindeki ilişkiler, okul deneyimleri ve kendisini güvende hissedip hissetmemesi bir arada değerlendirilmelidir.
Çocuklara çoğu zaman öfkelenmemeleri öğretilmeye çalışılır. Aslında öfke, diğer duygular gibi insani ve doğal bir duygudur. Sorun öfkenin kendisi değildir, öfkenin nasıl ifade edildiğidir.
Bir çocuk başarısız olduğunda, yenilgiye uğradığında, istediği bir şeye sahip olamadığında, arkadaşları tarafından dışlandığında veya bir yetişkin tarafından sınırlandırıldığında öfkelenebilir. Bunlar gelişimin doğal parçalarıdır. Fakat çocuk “Hayal kırıklığına uğradım”, “Beni dışladıkları için üzgünüm”, “Kaybettiğim için kendimi kötü hissediyorum” vb. şekilde kendini ifade edemiyorsa, bu duygular bağırma, vurma, küfretme veya eşyaları fırlatma şeklinde ortaya çıkabilir.
Burada yetişkinin görevi çocuğun duygusunu ortadan kaldırmak yerine o duyguyla baş etmeyi öğretmektir. “Öfkelenme!” demek yerine, “Çok kızdığını görüyorum. Ama kızgın olman arkadaşına vurmanı haklı çıkarmaz.” diyebilmek çocuğa hem duygusunun kabul edildiğini hem de davranışının bir sınırı olduğunu öğretir.
Peki çocuklar neden küfre ve kavgaya meyleder?
Çocuk, küfrettiğinde çevresindeki insanların güçlü bir tepki verdiğini fark ederse bu davranışı daha fazla tekrarlayabilir. Fiziksel gücün sorunları çözdüğünü gözlemliyorsa, bunu kendi ilişkilerine taşıyabilir. Bu davranışlar genellikle çocuğun çevresinden öğrendiği ifade biçimleridir. Çocuklar, dikkat çekmek, güçlü görünmek, karşısındaki kişiyi sindirmek ya da kaybetmeyi hazmedemediği için bu tarz olumsuz davranışlara meyledebilir.
Günümüzde çocukların önemli bir bölümü başarı ya da başarısızlığa çok erken yaşta maruz kalıyor. Başarılı olmak, kazanmak, yüksek not almak, en iyi olmak, diğerlerinden önde bulunmak sık sık öne çıkarılıyor. Böyle bir ortamda çocuk, kaybetmeyi sıradan bir hayat deneyimi olarak değil, kendi değerinin bir göstergesi olarak algılayabiliyor. Aslında bir yarışmada ikinci olmak, bir sınavdan düşük not almak veya istediği bir şeyi elde edememek yaşamın doğal parçalarıdır. Bir oyunu kaybetmek çocuğun başarısız olduğu anlamına gelmez. Onunla arkadaş olmak istemeyen birileri, onun değersiz olduğunu göstermez. Çocuğun ihtiyacı, her zaman kazanacağı bir dünya değildir. Kaybettiğinde de ayakta kalabileceğini öğrenebileceği bir dünyadır.
Bu nedenle ebeveynler çocuklarının her başarısızlığını telafi etmeye çalışmak yerine, zaman zaman hayal kırıklığı yaşamalarına izin vermelidir. Çocuğun yerine oyunu kazanmak, öğretmenden sürekli müdahale etmesini istemek veya her isteğini yerine getirmek kısa vadede çocuğu rahatlatabilir. Ancak uzun vadede hayal kırıklığıyla baş etme becerisinin gelişmesini zorlaştırabilir. Unutmamak gerekir ki kaybetmek de hayatın bir parçasıdır.
Çocukların bu tarz olumsuz davranışlarının çoğu zaman sebebi çevrelerinde gördükleridir. Bu nedenle biz yetişkinler önce kendi davranışlarımızı kontrol etmeliyiz. Mesela sorunlarımızı bağırarak çözüyorsak çocuktan sakin konuşmasını beklememeliyiz. Çocuklarımıza duygu kelimeleri (kızgın, üzgün, kırgın, kıskanç, hayal kırıklığına uğramış, korkmuş, dışlanmış vb.) öğretmeliyiz. Çocuk duygusunun adını koyabildiğinde onu davranışla anlatma ihtiyacı da azalabilir.
En önemlisi ise çocuklarımıza üzdüklerinde, incittiklerinde, haksızlık ya da hata yaptıklarında özür dilemeyi öğretmeliyiz. Özür dilemenin insanı küçük düşürmediğini, bu iki kelimenin aslında bir erdem olduğunu anlatmalıyız.
Tabi ki çocukların bu davranışlarını yalnızca aile üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Okul, çocuğun sosyal hayatının en önemli alanlarından biridir. Bu nedenle okullarda akademik başarı yanında sosyal ve duygusal gelişime de önem verilmelidir. Çocuklara çatışma çözme, empati, sınır koyma, kaybetmeyi kabullenme, farklılıklara saygı ve öfkeyi yönetme becerileri günlük yaşamın içinde öğretilmelidir.
Bir çocuk arkadaşına vurduğunda sadece ceza vermek, o sorunu çözmeyebilir. Elbette fiziksel şiddete açık ve tutarlı bir sınır konulmalıdır. Fakat bunun yanında “Neden böyle oldu?”, “Çocuk hangi beceriyi kullanamadı?”, “Bir sonraki çatışmada ne yapabilir?” soruları da sorulmalıdır.
Toplum olarak da çocuklardan sürekli uslu, başarılı ve kontrollü olmalarını beklemek yerine onların henüz öğrenme sürecinde olduklarını hatırlamalıyız. Çocuk, küçük bir yetişkin değildir. O hâlâ duygularını tanımayı, sınırları anlamayı, beklemeyi, kaybetmeyi, reddedilmeyi, yeniden denemeyi ve başkalarının duygularını fark etmeyi öğrenmektedir.
Asıl eğitim, çocuğa öfkelendiğinde ne yapacağını, kaybettiğinde nasıl yeniden başlayacağını, reddedildiğinde kendi değerini korumayı ve karşısındaki insana zarar vermeden kendisini ifade etmeyi öğretmektir.
Öfkelendiğinde kendisine ve başkasına zarar vermeyen çocuklar yetiştirmek duasıyla…
Sevgilerimle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.