48,6278 %0.20
56,1608 %-0.30
6.703,78 %-1.20
78.039,24 %1.67
Amasya
Kapalı
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Her Çocuk Aynı Öğrenmez, Ama Her Çocuk Öğrenebilir

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Yeni bir eğitim öğretim yılı daha başlıyor. Okullar açılırken kimi evlerde heyecan, kimi evlerde telaş, kimi evlerde ise “Bu yıl daha başarılı olmalısın,” cümlesi yankılanıyor. Çantalar hazırlanıyor, kırtasiye alışverişleri yapılıyor, okul kıyafetleri düzenleniyor. Ancak bütün bu hazırlıkların arasında belki de en önemli hazırlığı yani “çocuğumuzun okula, öğrenmeye ve kendisine dair nasıl bir duygu ile başlayacağını” gözden kaçırıyoruz. 2026-2027 eğitim öğretim yılına girerken eğitim hakkında yeniden düşünmemiz gereken temel meselelerden biri de eğitimin yalnızca çocuğun ders başarısından, sınav sonuçlarından veya aldığı notlardan ibaret olmadığı. Çocuk, akademik, sosyal, duygusal, fiziksel ve zihinsel yönleriyle bir bütündür. Dolayısıyla eğitim süreci de çocuğun hem “ne kadar bildiğine” hem de “nasıl geliştiğine” bakmalıdır. Çünkü her çocuk aynı değildir. Bir çocuk matematik problemlerini hızlı çözerken bir başka çocuk bir hikâyeyi olağanüstü ayrıntılarla anlatabilir. Bir çocuk sınıfta söz almaktan çekinirken aynı çocuk oyun sırasında arkadaşlarıyla çok güçlü bir iletişim kurabilir. Kimi çocuk okuyarak, kimi görerek, kimi uygulayarak, kimi tekrar ederek daha rahat kavrayabilir. Üstelik aynı çocuk bile her derste, her yaşta ve her koşulda aynı biçimde öğrenmeyebilir. Bu farklılıklar bir engel değildir. Asıl engel, bütün çocuklardan aynı hızda, aynı yöntemle ve aynı sonucu beklemektir. Çocuğun öğrenme hızının arkadaşından farklı olması onun başarısız olduğu anlamına gelmez. Bir çocuğun belirli bir alanda zorlanması, onun diğer alanlarda da yetersiz olduğu anlamına gelmez. Eğitimcinin ve ailenin görevi, çocuğu başka çocuklarla sürekli karşılaştırmak yerine çocuğun kendi gelişimini görebilmesini sağlamaktır. Tabi burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. “Her çocuk farklı öğrenir” demek, çocukları kesin ve değişmez “öğrenme stilleri” etiketlerine ayırmak anlamına gelmez. Çocukların ilgileri, önceki deneyimleri, gelişim düzeyleri, dikkat süreleri, duygusal durumları ve ihtiyaçları öğrenme süreçlerini etkileyebilir. Bu nedenle eğitimde tek bir yönteme bağlı kalmak yerine farklı öğrenme deneyimleri sunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Nitekim Millî Eğitim Bakanlığı’nın güncel eğitim yaklaşımında da farklı öğrenme deneyimlerinin ve gerçek yaşamla ilişkilendirilen, yaparak-yaşayarak öğrenme fırsatlarının artırılması vurgulanmaktadır. Peki aile bu sürecin neresindedir? Aslında aile, eğitimin tam merkezindedir. Fakat burada da önemli bir denge vardır. Çocuğun bütün ödevlerini yapan, öğretmenle her problemi çocuğun yerine çözen bir aile desteğinden söz etmiyoruz. Çocuğun yerine öğrenmek değil, öğrenmesine eşlik etmek gerekir. “Ödevini yaptın mı?” sorusunun yanına bazen “Bugün seni en çok ne şaşırttı?”, “Bugün okulda seni mutlu eden ne oldu?”, “Bir şeyi anlamakta zorlandın mı?” sorularını koyabilmek gerekir. Çünkü çocuğun okul hayatını yalnızca notlar üzerinden takip etmek, onun gerçek gelişimini görmemize engel olabilir. Okul ve aile arasındaki iletişim sadece bir problem olduğunda kurulmamalıdır. Çocuk başarısız olduğunda öğretmenle görüşmek kadar, çocuk iyi bir gelişim gösterdiğinde de iletişim kurmak önemlidir. Aile ile okul arasında güvene dayalı, düzenli ve açık bir iletişim kurulması çocuğun gelişimini destekleyen önemli unsurlardan biridir. Öğretmen açısından bakıldığında ise her öğrenciyi tanımak büyük önem taşır. Bir sınıfta aynı yaşta çocuklar bulunabilir ancak onların gelişim özellikleri, aile ortamları, ilgi alanları, dikkat süreleri, önceki öğrenme deneyimleri ve duygusal ihtiyaçları birbirinden farklı olabilir. Öğretmen, çocuğu gözlemleyen, ihtiyaçlarını fark eden ve uygun öğrenme ortamını oluşturan kişidir. İyi bir eğitim ortamında çocuğun hata yapmasına da izin verilmelidir. Çünkü hata, öğrenmenin düşmanı değil, çoğu zaman öğrenmenin bir parçasıdır. Aynı şekilde başarı da yalnızca yüksek not olarak tanımlanmamalıdır. Dün okumakta zorlanan bir çocuğun bugün birkaç cümleyi daha rahat okuyabilmesi, arkadaş edinmekte zorlanan bir çocuğun sınıf içinde kendisini ifade etmeye başlaması, sorumluluk almaktan kaçınan bir öğrencinin kendi görevini üstlenmesi de başarıdır. Bu eğitim öğretim yılında onların kendi potansiyellerini keşfetmelerini, sağlıklı, güvenli ve eğlenceli bir ortamda öğrenim görmelerini, başarılı, saygılı ve yaratıcı olmalarını diliyorum. Tabi biz yetişkinlerin de onların çocuk olduklarını unutmamamızı… Sevgilerimle, Ayşe Can Takip etmeyi unutmayın! E-mail: [email protected] Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız