İnsanlık tarihi, mekânlar ve tarihler arasında çizgisel bir yürüyüşten ibaret değildir. Bazı hadiseler vardır ki, coğrafi bir yer değişiminin çok ötesine geçerek çağları aşan bir zihniyet inkılâbına dönüşür. İşte İslam tarihinin miladı olan Hicret, tam da böyle bir kırılma noktasıdır.
Mekke’den Medine’ye uzanan o çileli yolculuk, sadece zulümden kaçışın ya da yeni bir yurt arayışının hikâyesi değildir; o, adalet, hürriyet ve insanlık onurunun yeryüzünde yeniden inşa edilme cehdidir. Peki, takvim yapraklarının ötesine geçip bugünümüze baktığımızda; modern çağın dehlizlerinde yönünü kaybetmiş, hız ve haz dünyasında sıkışmış 21. yüzyıl insanı için hicret ne anlam ifade ediyor? Sahi, biz hicreti çağımızda nasıl anlamalıyız?
Bugün hicret denildiğinde aklımıza ilk olarak sınırları aşan mülteciler, savaşlar yüzünden topraklarını terk etmek zorunda kalan mahzun kitleler geliyor. Elbette bu, hicretin sosyolojik ve insani bir gerçeğidir. Ancak hicretin asıl evrensel özü, fiziki bir yer değişiminden ziyade, kalbi ve zihni bir duruş sergilemektir.
Rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav), hicretin kıyamete kadar sürecek olan manevi boyutunu sahih bir hadis-i şerifinde önümüze bir manifesto gibi koymaktadır: “Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların emin olduğu kimsedir. Muhacir (hicret eden) ise Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edip bırakan kimsedir.” (Buhârî, İman 4; Müslim, İman 65)
Bu nebevi ölçü, çağımızın insanına sarsıcı bir mesaj verir: Bugün Medine’ye gitmek için çölleri aşmanıza gerek yok. Bugün hicret; yalandan doğruluğa, haramdan helale, zulümden adalete, bencillikten fedakârlığa yürümektir. Kul hakkının basitleştirildiği, faizin ve haram kazancın modern kılıflarla süslendiği, ekranların günah akıttığı bu çağda, Allah’ın sınırlarını korumak için kötülüklerden yüz çevirebiliyorsak; bizler çağın muhacirleriyiz demektir.
Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim, peygamberlerin hayatı üzerinden bizlere manevi hicretin rotasını çizer. Hz. İbrahim (as), kavminin şirk ve zulmünden yüz çevirirken: “…“Ben, Rabbime (gitmemi emrettiği yere) hicret edeceğim. Şüphesiz o mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” …” (Ankebut: 26) demişti. Müddessir Suresi 5. ayette ise bizzat Efendimize ve O'nun şahsında bizlere şu ilahi ferman indirilmişti: “Pislikten/kötülükten uzak dur, (hicret et!)”
Bugün etrafımızı saran modern cehalet, ruhlarımızı esir almak istiyor. Bireyselleşmenin zirve yaptığı, kardeşlik bağlarının koptuğu, menfaatin tek ilah haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. İşte çağımızda hicret; narsizmden sökülüp diğerkâmlığa sığınmaktır. Mümin, kötülüğün sıradanlaştığı ortamlarda kalbini ve neslini korumak için gerekirse o ortamların zihniyetinden hicret etmekle mükelleftir.
Hicret, tek taraflı bir eylem değildir. O, muazzam bir sosyal adaletin ve kardeşliğin doğum sancısıdır. Mekkeli muhacirler her şeylerini geride bırakıp Medine’ye vardıklarında, karşılarında onları canıyla, malıyla sarmalayan ensarı buldular. Yüce Rabbimiz, evlerini ve kalplerini açan bu muhteşem topluluğu Kur'an-ı Kerim'de şöyle över: “Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır.” (Haşr: 9)
İşte bugünün dünyasının en çok muhtaç olduğu ahlak budur: İsar ahlakı. Yani kardeşini kendi nefsine tercih edebilmek. Günümüz dünyası mülteci krizlerini tel örgülerle, duvarlarla çözmeye çalışırken; İslam’ın hicret modeli, insanı insana emanet eden, yabancıyı kardeş kılan bir medeniyet tasavvuru sunar. Çağımızda hicreti anlamak; kapımıza gelen, teni, dili, ırkı ne olursa olsun mazluma ensar olabilmektir. Paylaşmayı unutmuş, istifçilik hastalığına yakalanmış modern insana verilecek en büyük şifa, ensar’ın o cömert ruhudur.
Son olarak unutmamalıyız ki; Hicret bir kaçış değil, daha güçlü bir duruş için imkân devşirmektir. Efendimiz (sav) Mekke’de daraldığında umutsuzluğa kapılmadı; Medine’de insanlığın en muazzam devletini ve medeniyetini kurmak için yola çıktı. Mağarada müşrikler kapıya dayandığında, Hz. Ebû Bekir’in endişesine karşılık verdiği o tarihi cevap, bugünün ümitsizlik girdabındaki müslümanına sönmez bir meşaledir: “Tasalanma! Çünkü Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe: 40)
Çağımızda hicreti anlamak; her türlü zorluğa rağmen yeise düşmemek, meşru zeminlerde yeni çıkış yolları aramak ve dünyayı güzelleştirecek hamleleri sabırla, stratejiyle ve tevekkülle organize etmektir.
Eğer bugün kalbimizi günahlardan uzak tutabiliyor, mazluma el uzatabiliyor ve her şartta Allah’ın rızasına doğru yürüyebiliyorsak, kutlu yolculuk devam ediyor demektir. Selâm olsun zamanı ve mekânı aşarak Rabbine hicret eden o pak ruhlara...
1448. Hicri yeni yılımız hayırlara vesile olsun.
En emin olan Rabbime emanet olnuz.
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.