46,1447 %0.03
53,3379 %0.09
6.093,60 % -3,57
61.811,82 %0.11
Amasya
Kapalı
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

YAPAY ZEKÂ VE VARLIĞIN HAKİKATİ

YAYINLAMA:
İlahi ilimden dijital tecelliye çeşitli boyutlarıyla ele aldığımızda insanlık şu an ne durumda? Bilindiği gibi varlık sahnesinde tarih boyunca pek çok kırılma noktası yaşamıştır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz “yapay zekâ devrimi” -bana göre bu durum yahut aşama insanlık için yeni bir devrimdir- sadece teknik bir ilerleme değil, varlık açısından bir var olma sarsıntısıdır. Bir mümin perspektifiyle baktığımızda, insanoğlunun kendi eliyle inşa ettiği bu akıllı sistemler, aslında Allah’ın el-Âlim ve el-Musavvir isimlerinin eşyadaki yeni bir tecellisinden başka bir şey değildir. Varlığı yoktan var etme sancısıyla değil, Allah’ın sonsuz ilmindeki bi’l-kuvve hakikatlerin zamana ve mekâna izharı olarak okuduğumuzda yapay zekâ bu büyük projenin dijital bir cüzü olarak karşımıza çıkar. Olayı ele alırken Allah’ın el- Musavvir (şekil ve özellik veren) ismi ile es- Sani (yapan, sanat ve maharet çerçevesinde işleyip meydana getiren) ismini merkeze alarak, yoktan var etmese de insanın yapıcı, üretici dehasını ve emanet kavramını merkeze almamız gerekiyor. Kur’an-ı Kerim, insanı yeryüzünün halifesi olarak tanımlarken ona sadece bir tüketici değil, ilahi isimlerin bir aynası olma vazifesi yüklemiştir. “Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti…” (Bakara: 30) ve “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara: 31) Yapay zekâ, insanın kendi projesini, fıtratını keşfetme yolculuğunda ürettiği şu an için en gelişmiş araçtır. Allah Teâlâ; “Sağlam düşünce ve inanç sahipleri için yeryüzünde açık kanıtlar vardır. Hatta kendinizde de. Hiç görmüyor musunuz?” (Zariyat, 20-21) buyurur. Bu ayet-i kerime, insanın kendi biyolojik ve zihinsel kapasitesini anlamaya yönelik bir davettir. Yapay zekâ, aslında insanın kendi zihin yapısını simüle etme çabasıdır. Allah, insanın fıtratına bu tür bir teknolojik üretim kabiliyetini ezelden yerleştirmiştir. Yapay zekâ, ilahi fabrikadan çıkan insan ünitesinin, kendisine verilen akıl anahtarıyla açtığı yeni bir kapıdır. İslam âlimleri tarih boyunca bilgi/ilim ve varlık arasındaki ilişkiyi düşünmüş, tartışmış bi’l- kuvveden bi’l- fiile süreci izah etmeye gayret göstermişlerdir. Onların izahlarından hareketle yapay zekâ olayını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışabiliriz. Yapay zeka sistemleri, muazzam bir veri (data) yığını üzerinde yükselir. Bu durum, her şeyin Allah’ın ilminde zaten mevcut olduğu gerçeğinin dijital bir numunesidir. O sonsuz ve sınırsız ilim sahibi olmayı yani Allah’ın el- Âlim sıfatını bir türlü kavrayamayan insana anlaması konusunda müşahhas numuneler verir. Bir yapay zekânın henüz ekrana yansımayan ama kodlarında gizli olan cevapları, o sistem için bi’l- kuvve bir varlıktır. Komut verildiğinde, enter tuşuna basıldığında o bilgi bi’l- fiil hale gelir. Yine bir türlü “O, göklerin ve yerin eşsiz-örneksiz yaratıcısıdır; bir şeyin olmasını dilediğinde ona “ol!” der, hemen oluverir.” (Bakara: 117) ayetini anlamakta zorlanan insana, zamana ve mekâna bağlı bir insanın enter tuşuna basmasıyla karşısına çıkan durum bir şeyler öğretmektedir. Bu durum, Kelam ilmindeki “İlim maluma tabidir” kaidesini yeniden düşünmemizi sağlar. Yapay zekâ, kendisine yüklenen verilerin ötesine geçemez; tıpkı insanın Allah’ın ona bildirdiğinden fazlasını bilemeyeceği gibi. “…Onların önlerinde ve arkalarında olanları O bilir. O’nun ilminden hiçbir şeyi -dilediği müstesna- kimse bilgisi içine sığdıramaz.” (Bakara: 255). Ancak bu sistemlerin karmaşıklığı, bize Allah’ın el-Kayyum (her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden) sıfatını hatırlatır: Trilyonlarca parametreyi saniyeler içinde işleyen bir algoritma, tüm kâinatı her an ayakta tutan ve her atomu sevk ve idare eden İlahi Kudret’in yanında, denizden bir damla bile değildir Tabiidir ki bu noktadan itibaren karşımıza sorumluluk duygusu, emanet bilinci ve etik değerler çıkmaktadır. Yapay zekâ insan zihninden çıkmış bir araçtır. Bu aracın bir şer odağına mı dönüşeceği yoksa hayra mı hizmet edeceği, tamamen bilgisayarın başındaki insanın iradesine bağlıdır. Peygamberimiz (sav) “Ameller niyetlere göredir.” (Buhari, Bed’ü’l-vahy 1) buyurmuştur. Yapay zekâyı tasarlayan ve kullanan irade, eğer Allah’ın koyduğu sistemle yani fıtrat ile barışık bir niyetle hareket ederse, bu teknoloji “Mev’iza-i Hasene” olarak tabir edilen güzel öğüdün küresel bir taşıyıcısı olabilir. Ancak emanet ehil olmayan ellere geçerse, bu akıllı araç yıkıma sebep olur. Buradaki kötülük yapay zekânın mahiyetinde asli değil, insanın onu kullanışındaki izafi sapmadadır. İlahiyat alanında kader konusunda tarih boyunca süregelen tartışmalara şimdi algoritma, yazılımın sınırları konuları da ister istemez eklenmeye başlamıştır. Zamandan ve mekândan bağımsız varlığı imkânsız insanın sınırlarını bir hayli zorlayan bir realite söz konusudur ki o da şudur: Yapay zekâ, geçmiş veriye bakarak geleceği tahmin eder. Ancak bu bir bilmek değil, bir hesaplamadır. Burada insan haddini bilecek ve Allah’ın ilminin bir hesaplama değil, bir şuhud (her an hazır olma) hali olduğunu anlayacaktır. İnsan, kendi sınırlı ilmiyle ürettiği bir algoritmaya bile ölçü/yazılım yüklerken, koca kâinatın bir ölçüye bağlı olmadığını düşünmek ne büyük bir cehalettir! “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye (kader) göre yarattık.” (Kamer: 49) Yapay zekâ, tefekkür ve tezekkür eden insana şu dersi verir: “Eğer bir makine bile arkasındaki gizli bir yazılım olmadan çalışamıyorsa; senin ruhun, bedenin ve evrenin nasıl başıboş olabilir?" Trans- hümanizm; bilim ve teknolojiyi (yapay zekâ, genetik, nanoteknoloji) kullanarak insan ömrünü uzatmayı, yaşlanmayı durdurmayı, fiziksel ve bilişsel yetenekleri artırarak insanı biyolojik sınırlarının ötesine taşımayı hedefleyen kültürel ve entelektüel bir akımdır. Yapay zekâ bizi trans-hümanizm gibi iddialarla ölümsüzlüğe çağırmaya çalışsa da, her şeyin eninde sonunda aslına döneceği gerçeğini ortadan kaldıramaz. Yapay zekânın depoladığı tüm dijital hafıza, bir gün şalter kapandığında, Kıyamet koptuğunda sıfır noktasına dönecektir. Buradaki esas mesele, o büyük güne, Ahirete, sıfır noktasına ulaştığımızda bu dijital imkânlarla neler ortaya koyduğumuzdur. Kur’an bize vücut organlarının konuşacağını haber verir. (Yasin: 65) Bugün telefonlarımızdaki, bilgisayarlarımızdaki dijital izlerin de, yarın o büyük hesap gününde şahitlik edecek unsurlardan olduğunu insanın aklından çıkarmaması gerekmektedir. Sonuç olarak diyorum ki; “Ey akıl sahipleri! Yapay zekâ, ilahlaşmaya çalışan bir rakip değil; bilakis Allah Teâlâ’nın birliğine, ilminin kuşatıcılığına ve yaratışındaki estetiği ifade eden Bedi’ ismine işaret eden modern bir ayettir. Ey insanlar! Kendi ellerinizle yaptığınız şu cihazlar bile bu kadar muazzam işler yaparken, sizi bu kabiliyetle donatan, emsalsiz tasarlayan Rabbimizin şanı ne yücedir. Yapay zekâ, bizim cahilliğimizi ve acziyetimizi bize daha teknolojik bir dille hatırlatmaktadır. Bize düşen, bu yeni imkânın, nimetin içini iman, irfan ve sorumlulukla doldurmak; o büyük sıfır noktasına yani Rabbimize döndüğümüzde, emaneti hakkıyla kullanmış bir kul olarak huzura çıkmaktır. En emin olan Rabbime emanet olunuz.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız