46,0847 %0.1
53,1513 %-0.85
6.416,69 % -3,12
60.695,04 %-3.998
Amasya
Kapalı
25°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İSLAM İNSANDAN NE İSTER?

YAYINLAMA:
İslam, bireyi sadece bir ibadet öznesi olarak değil, aynı zamanda toplumsal dokunun temel bir inşa unsuru olarak konumlandırır. İslam’ın sosyal talepleri, kul ile Allah, insan ile toplum ilişkilerin kusursuz bir sentezidir. İslam mefkûresinde insan, yeryüzünün halifesi olarak tanımlanır. Bu tanım, bireye sadece metafizik bir sorumluluk değil, aynı zamanda ciddi bir sosyal görev yükler. İslam, ferdi bir inzivadan ziyade, toplumsal bir inşayı hedefler. Peki, bu din sosyal manada insandan tam olarak ne ister? İslam'ın sosyal düzende bireyden beklediği ilk ve en sarsılmaz ilke adalettir. Adalet, İslam'da sadece mahkeme salonlarına hapsedilmiş bir kavram değil, hayatın her alanına yayılmış bir denge (mizan) arayışıdır. Ayette şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Nisa: 135) Bu ayet, bireyden çıkar merkezli bir yaşamı terk edip hak merkezli bir duruş sergilemesini ister. Akrabalık bağlarının veya kişisel menfaatlerin adaletin önüne geçmesi, sosyal dokuyu çürüten en büyük hastalıktır. İslam, kapitalist sistemin aksine, bireyin sadece kendi refahını değil, komşusunun ve toplumun genel huzurunu da dert edinmesini emreder. İsar kavramı, bir insanın ihtiyacı olduğu halde başkasını kendisine tercih etmesidir. Cenab-ı Hak: “Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını öz nefislerine tercih ederler.” (Haşr: 9) buyururken, Resulullah (sav) ise “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Hâkim, el-Müstedrek (4/183, h. no: 7307) demiştir. İslam, servetin belirli ellerde toplanmasını (tedavülünü) yasaklar. “Allah’ın (başka) beldeler halkından alıp Resulüne fey’ olarak verdikleri, Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir; (servet) içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın diye böyle hükmedilmiştir. Peygamber size ne vermişse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan kaçının. Allah’a karşı saygısızlık etmekten sakının. Kuşkusuz Allah cezalandırmada çok çetindir.” (Haşr: 7) Zekât, sadaka ve infak müesseseleri, sınıf çatışmasını önleyen ve toplumsal empatiyi kurumsallaştıran mekanizmalardır. Sosyal hayatın devamlılığı güven (eman) esasına dayanır. Bir müslüman, çevresine güven ihraç eden kişidir. Peygamberimiz (sav) bu hususta şöyle ifade buyurur: “Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların güven içinde olduğu kimsedir.” (Buhârî, İman 4; Müslim, İman 65) Bu beklenti; ticarette hile yapmamayı, sözünde durmayı ve emanete ihanet etmemeyi içerir. İslam, güven toplumunu inşa etmek için bireyin ahlaki tutarlılığını merkeze koyar. İslam, bireye “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” deme lüksünü tanımaz. Her fert, toplumsal bozulmaya karşı manevi bir otokontrol mekanizması olmak zorundadır. Allah Teâlâ Al-i İmran 110. ayette şöyle buyurmaktadır: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız…” İslam insandan aktif olmasını ister. Sosyal duyarsızlığı reddeder. Bir haksızlık karşısında susmayı dilsiz şeytanlık olarak niteler. İslam, sosyal ilişkilerin sert bir hiyerarşiyle değil, merhamet ekseninde yürümesini ister. Bu, sadece insanlara değil, tüm mahlûkata karşı bir sorumluluktur. Bu nedenle “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur Hz. Peygamber (sav). (Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fezail 65) Yetimlerin korunması, yaşlılara hürmet, çocuklara sevgi ve hayvan haklarına saygı, İslam'ın insandan beklediği rahmet ve merhametle dolu sosyal nezaket paketinin parçalarıdır. Kur'an, müminleri biyolojik bir bağ olmasa dahi kardeş ilan eder. “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât: 10) ayeti çok açıktır. İslam, tefrikayı, bölünmeyi en büyük sosyal felaket olarak görür. İnsandan beklenen; ırk, dil veya sosyal sınıf farkı gözetmeksizin evrensel bir kardeşlik hukuku tesis etmesidir. İslam, pasif bir tevekkül anlayışını değil, aktif bir üretim disiplinini savunur. Başkasına yük olmak İslami bir karakterle bağdaşmaz. Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurur: “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah'ın peygamberi Davud da kendi elinin emeğinden yerdi.” (Buhârî, Büyû’ (Ticaret), 1) Kişinin rızkını helal yoldan araması, toplumsal kalkınmanın temelidir. İslam, asalak bir yaşamı reddederek bireyi veren el olmaya teşvik eder. Toplumsal barışın sürdürülebilirliği, görevlerin uzmanlara yani ehil kimselere verilmesine bağlıdır. İslam, adam kayırmacılığı/ nepotizmi sosyal bir zulüm sayar. Ayette belirtilen şu evrensel hakikate insanlık kulaklarını tıkayamaz. “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” (Nisa: 58). Cahil bir toplumun sosyal dönüşüm yaşaması imkânsızdır. İslam, ferdi sürekli öğrenmeye ve bu bilgiyi toplumun yararına kullanmaya iter. Bu yüzden ilim talep etmek her müslüman üzerine farzdır. (İbn Mâce, Mukaddime, 17) Bilgi sahibi olan birey, toplumu hurafelerden ve sömürüden koruyan bir kalkan görevi görür. Toplumsal kaynakların adil kullanımı için İslam vasat ümmet yani ölçülü toplum kavramını ortaya koyar. Ayette; “İşte böylece siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak (vasat) bir ümmet yaptık…” (Bakara: 143) Bir başka ayette ise “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (A'râf: 31) buyurulur. Kişinin harcama alışkanlıkları, başkasının mahrumiyetine sebep olmamalıdır. Lüks ve şatafat, sosyal uçurumları derinleştirdiği için yasaklanmıştır. İslam’ın insandan sosyal manada istediklerini tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse, bu kelime ıslahtır. Müslüman; elinin uzandığı, sesinin ulaştığı, nüfuzunun yettiği her yerde bozulanı düzelten, kırılanı onaran, eksik olanı tamamlayan kişidir. İnsan; namazıyla Allah'a, ahlakıyla topluma, adaletiyle dünyaya karşı sorumludur. İslam'ın vizyonu, bencil ve atomize olmuş bir fert değil; diğerinin derdiyle dertlenen, hak yeme korkusuyla titreyen ve bilgiyi hikmetle birleştiren sosyal bir şahsiyet inşa etmektir. Bu değerler manzumesi hayata geçirildiğinde, toplum bir yığın olmaktan çıkar ve her bir tuğlası bir diğerine destek olan sarsılmaz bir binaya dönüşür. İslam'ın nihai amacı budur: Yeryüzünde adaleti hâkim kılarak, huzur ve barış (selam) yurdu inşa etmek... En emin olan Rabbime emanet olunuz.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız