44,5895 %0.16
52,0844 %0.21
6.771,58 % 0,22
70.982,93 %-0.89
Amasya
Açık
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

İSLAM DİNİ AHLAK’IN KAYNAĞIDIR

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İslam düşüncesinde ahlak, sadece toplumsal bir uzlaşı veya kişisel bir tercih değil; kaynağını doğrudan ilahi vahiyden alan, dinle iç içe geçmiş bir yapıdır. İslam’a göre gerçek bir ahlaki sistemin sağlam temellere oturabilmesi için “din temelli” olması bir zorunluluktur.

Peki, İslam'da ahlakın kaynağı neden Din temelli olmalıdır?

Seküler ahlak anlayışları, ahlakı zamana, mekâna veya insan topluluklarının değişken kararlarına bağlarken; İslam, ahlakı sabit, evrensel ve aşkın bir zemine, yani Allah’ın iradesine yerleştirir. Buna da aşağıda belirtilen ilişki biçimleri şekil verir.

Fıtrat ve Tevhid İlişkisi: İslam’a göre insan, iyiliğe yatkın bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Ancak bu fıtratın doğru yönlendirilmesi ve korunması için dinin rehberliği esastır. Ahlak, Allah’ın sıfatlarının (Adalet, Merhamet, Doğruluk gibi) insan hayatındaki tecellisidir. Cenab- ı Allah ayette şöyle buyurur: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler. .” (Rum: 30)

Hz. Peygamberin Örnekliği yani Yaşayan Ahlak: İslam'da ahlak teorik bir felsefe değil, pratik bir yaşam biçimidir. Hz. Muhammed (sav), dinin ahlaktan ibaret olduğunu bizzat hayatıyla göstermiştir. O'nun gönderiliş gayesi, ahlaki değerleri kemale erdirmektir. Hz. Muhammed (sav) de bir hadisinde elçi olarak gönderilişinin hikmetini ahlakı tamamlamak olarak belirtmiştir. “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü'l-Huluk, 8) Allah yaşayan bir ahlak numunesi olarak görevlendirdiği elçisini ayetle şu şekilde vasıflandırır: “Sen elbette üstün bir ahlaka sahipsin.” (Kalem: 4) Hz. Aişe’ye (r.anha) Peygamberimizin (sav) ahlakı sorulduğunda verdiği “Onun ahlakı Kur'an'dı.” cevabı, din ile ahlakın birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu kanıtlar.

Din (İslam)  temelli ahlakın ayırt edici özellikleri ise şu şekilde izah edilebilir: Ahlakın din temelli olması, ona üç temel boyut kazandırır:

1- Niyet ve İhlâs: Dini ahlakta bir eylemin değeri sadece dış görünüşüne değil, arkasındaki niyete bağlıdır. “Başkaları görsün” diye yapılan iyilik (riya), İslam'da ahlaki bir değer taşımaz. Eylem, sadece Allah rızası için yapıldığında gerçek ahlaka dönüşür. Bu nedenle dinin temeli olan namaz ibadeti bile Allah rızası için yapılmadığında kulun ayıplanmasına neden olan bir gösteriş aracı haline gelebilir. Bu konuda Allah Teal şöyle buyurur: “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar.” (Maun: 4-6)

2- Otokontrol ve Sorumluluk Bilinci: Seküler sistemlerde ahlak, kanunlarla veya toplumsal baskıyla korunmaya çalışılır. Ancak din temelli ahlakta, kimsenin görmediği yerde bile kişiyi kötülükten alıkoyan bir “takva” ve “ahiret” bilinci vardır. Kişi, her davranışının hesabını vereceğini bilir. Ayet bu konuda çok çarpıcıdır: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzal: 7-8) Bundan dolayıdır ki kul olarak insan, Rabbine her türlü davranışıyla sorumludur ve Allah’ın onu her zaman gördüğünü, duyduğunu, yapıp ettiği her şeyi bilip onlardan haberdar olduğunu asla aklından çıkarmamalıdır.

 

3- Evrensellik ve Değişmezlik: İnsan merkezli ahlak kuralları çıkarlara göre esneyebilirken, vahiy temelli ahlak (doğruluk, emanet, adalet gibi) her şartta korunması gereken mutlak değerlerdir. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulur: “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud: 112)

 İslam Dininde ahlak ile ibadet arasında sıkı bir ilişki vardır. İslam'da ibadetlerin nihai amacı, bireyi ahlaken yüceltmektir. Namaz insanı kötülükten alıkoyar, zekât cimriliği öldürür, oruç nefis terbiyesi sağlar. Bu döngü, ahlakın dinin “meyvesi” olduğunu gösterir. “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor." (Ankebut: 45)

Resulullah’a (sav) “İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir?” diye sorulduğunda; “Allah’a saygı (takva) ve güzel ahlaktır.” buyurmuştur. (Tirmizi, Birr 62 ve İbn-i Mace, Zühd 29) Bir başka hadisinde işe şöyle buyurur: “Sizin imanca en kamil (olgun) olanınız, ahlakça en güzel olanınızdır.” (Ebu Davud, Sünnet, 15) 

Sonuç olarak İslam’a göre ahlak; kökü iman, gövdesi ibadet, meyvesi ise güzel ahlak olan bir ağaca benzer. Din olmaksızın ahlak, yaptırım gücü zayıf ve göreceli bir kurallar bütününden ibaret kalır. Hakiki ahlak, ancak insanın yaratıcısıyla kurduğu bağ (din) üzerinden şekillendiğinde kalıcı, samimi ve kuşatıcı bir kimlik kazanır.

En emin olan Rabbime emanet olun.     

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *