45,2080 %0.04
52,8768 %-0.25
6.562,92 % -2,09
79.764,28 %1.457
Amasya
Parçalı az bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

“Çocukluk”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir zamanlar çocukluk, akşam ezanı ile eve dönülen sokakların, mahalle aralarında oynanan oyunların ve hayal gücünün sınırsızca dolaştığı bir dünyanın adıydı. Şimdi ise çocukluğun ufku, avuç içi kadar bir ekranın ışığında daralıyor. Bir parmak hareketiyle başlayan bu yeni dünya, çocukların ve gençlerin zihnini, duygularını ve hatta zaman algısını sessizce yeniden şekillendiriyor.

 

Sosyal medya, kısa video platformları ve dijital içerik akışları modern çağın kaçınılmaz gerçeklerinden biri. Ancak bu gerçekliğin en kırılgan muhatapları çocuklar ve gençler. Çünkü gelişim çağındaki bir bireyin zihni, henüz sınırlarını yeni öğrenen bir bahçe gibidir. Bu bahçeye ne ekilirse, zamanla onun gölgesinde büyür. Ne var ki bugün o bahçeye çoğu zaman sabırsızlık, dikkat dağınıklığı ve yüzeysel bir dünya algısı ekiliyor.

 

Kısa video platformlarının en belirgin etkilerinden biri, dikkat süresinin giderek kısalmasıdır. Birkaç saniyelik görüntüler, hızla değişen sahneler ve sürekli akan içerikler, zihni bir tür uyarıcı bombardımanına maruz bırakır. Oysa çocuk gelişimi açısından derin düşünme, sabır ve odaklanma becerileri yavaş deneyimlerle gelişir. Bir kitabın sayfalarında ilerlemek, bir oyunu baştan sona kurmak ya da bir sorunun cevabını düşünerek bulmak zihni güçlendiren süreçlerdir. Sürekli kaydırılan ekranlar ise zihni düşünmeye değil, yalnızca tüketmeye alıştırır.

 

Bununla birlikte sosyal medyanın görünmez ama güçlü bir başka etkisi daha vardır: karşılaştırma kültürü. Henüz kimliğini inşa etmekte olan gençler, ekranlarında sürekli “daha mutlu”, “daha güzel”, “daha popüler” hayatların parıltısıyla karşılaşırlar. Oysa bu görüntüler çoğu zaman gerçek hayatın değil, seçilmiş ve düzenlenmiş anların vitrinidir. Fakat gelişim çağındaki bir zihin bu farkı her zaman ayırt edemez. Böylece gençler, kendi hayatlarının sıradanlığını bir eksiklik gibi algılamaya başlar. Bu durum özgüvenin zedelenmesine, değersizlik duygusuna ve yalnızlık hissine zemin hazırlayabilir.

 

Dijital platformların bir başka önemli etkisi ise çocukların henüz hazır olmadıkları bazı konularla çok erken yaşlarda karşılaşmalarıdır. Sosyal medya akışlarında, dizilerde ya da kısa videolarda yer alan içerikler çoğu zaman yetişkinlere yönelik imgeler ve mesajlar taşır. Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar, cinselliğe dair kavramlarla gelişim süreçlerinin çok öncesinde tanışabilmektedir. Oysa çocuk gelişimi açısından bu konuların öğrenilmesi, yaşa uygun bir olgunluk ve sağlıklı bir rehberlik gerektirir. Kontrolsüz dijital içerikler ise merakı beslemek yerine çoğu zaman kafa karışıklığına ve yanlış algıların oluşmasına neden olur.

 

Benzer bir durum güç ve otorite algısında da görülmektedir. Dijital platformlarda sıkça karşılaşılan kavga sahneleri, kaba kuvveti yücelten görüntüler ve kabadayılığı cazip gösteren içerikler, özellikle genç zihinler üzerinde güçlü bir etki bırakır. Henüz değer yargıları şekillenmekte olan bir çocuk, bu görüntüler aracılığıyla gücün empatiyle değil baskıyla elde edildiğini düşünebilir. Böylece zorbalık, alay etme ya da güç gösterisi gibi davranışlar bazı gençler için bir “saygınlık aracı” gibi algılanmaya başlayabilir. Oysa sağlıklı bir gelişim sürecinde çocuklar gücün yalnızca fiziksel üstünlükten ibaret olmadığını öğrenirler. Gerçek güç, kendini kontrol edebilmekte, başkalarının sınırlarına saygı gösterebilmekte ve gerektiğinde uzlaşmayı tercih edebilmekte saklıdır. Dijital dünyada ise çoğu zaman en yüksek sesin, en sert tepkinin ya da en agresif davranışın daha fazla görünür olduğu bir düzen vardır. Bu durum gençlerin sosyal ilişkilerinde yanlış rol modelleri benimsemesine yol açabilir.

 

Bir diğer mesele ise dijital platformların zaman algısını bozmasıdır. Çocuklar ve gençler için zaman, deneyimlerle öğrenilen bir kavramdır. Oysa algoritmaların tasarladığı içerik akışı zamanı görünmez bir şekilde yutar. “Bir video daha” düşüncesiyle başlayan birkaç dakika, fark edilmeden saatlere dönüşebilir. Böylece oyun, kitap, spor ve yüz yüze ilişkiler gibi gelişim açısından hayati öneme sahip deneyimler giderek hayatın kenarına itilir.

 

Eğitim açısından bakıldığında da tablo kaygı vericidir. Öğrenme süreci sabır, tekrar ve derinleşme gerektirir. Ancak hızlı tüketim kültürü, bilginin de aynı hızda edinilebileceği yanılsamasını üretir. Birkaç dakikalık özetler, kısa bilgiler ve yüzeysel içerikler, gençlerin zihninde “bilmek” ile “görmüş olmak” arasındaki farkı silikleştirir. Oysa gerçek öğrenme, zihnin bir konuya emek vermesiyle gerçekleşir.

Burada mesele teknolojiyi bütünüyle reddetmek değildir. Teknoloji, doğru kullanıldığında çocukların ufkunu genişletebilecek bir araçtır. Sorun, aracın amaç haline gelmesidir. Dijital dünya çocukların hayatının merkezine yerleştiğinde, merak, keşif ve gerçek deneyimler yavaş yavaş arka plana çekilir. Bu noktada en büyük sorumluluk yetişkinlere düşer. Çünkü çocuklar yalnızca söylenenleri değil, gördüklerini de öğrenir. Eğer bir evde herkes ekranlara gömülmüşse, çocuklardan farklı bir davranış beklemek gerçekçi değildir. Çocukların dijital dünyayla sağlıklı bir ilişki kurabilmesi için önce yetişkinlerin kendi kullanım alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekir.

 

Hepimizin yeniden hatırlaması gereken basit bir gerçek var: Çocukluk hızla tüketilecek bir dönem değildir. Çocukluk, sıkılmanın, hayal kurmanın, oyun icat etmenin ve dünyayı yavaş yavaş keşfetmenin zamanıdır. Bir ekranın ışığı ne kadar parlak olursa olsun, bir çocuğun zihninde yanan merak ışığından daha değerli değildir.

 

Eğer geleceğin düşünen, sabırlı ve sağlam bireylerini yetiştirmek istiyorsak, çocukların ellerine yalnızca telefon vermemeliyiz. Kitap, oyun, doğa ve gerçek insan ilişkileri de bırakmalıyız. Çünkü bir toplumun yarını, çocuklarının bugün neyle büyüdüğünde saklıdır.

 

Sevgilerle,

Ayşe Can

Takip etmeyi unutmayın!

E-mail: [email protected]

Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com

Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız