Ramazan Bayramı
Ramazan’ın son günleri yaklaşırken şehirlerin, kasabaların ve köylerin havası değişir. Sanki herkes aynı anda biraz daha yavaş konuşmaya, biraz daha içten gülümsemeye başlar. Çünkü kapıda bayram vardır. Bayram, sadece takvimde işaretlenen bir gün değildir. Hafızamızın, kalbimizin ve kültürümüzün derinlerinde yer etmiş bir buluşmadır. İnsanların birbirine yaklaşması, kırgınlıkların sessizce erimesi ve kalplerin yeniden birbirine dokunmasıdır.
Ramazan Bayramı, her şeyden önce bir paylaşma mevsimidir. Bir ay boyunca sabrın, şükrün ve merhametin içinden geçen insan, bayram sabahına daha arınmış bir ruhla ulaşır. O sabah erkenden uyanan çocukların gözlerinde ışıldayan heyecan, aslında bayramın en saf halidir. Yeni alınmış ayakkabıların sesi, ceplere konan küçük harçlıkların sevinci, kapı kapı dolaşılan bayram ziyaretleri… Bunların hepsi çocuk kalbinin unutulmaz hatıraları olur.
Aslında bayramların gerçek anlamı yalnızca sevinmek değil, sevindirmektir. Çocukların elinden tutup ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalmak, yaşlı bir komşunun hatırını sormak, yalnız bir insanın bayramını kutlamak… İşte bayramın asıl sıcaklığı burada doğar. Çünkü bir insanın yüzünde beliren küçük bir tebessüm, bazen dünyanın en büyük hediyesinden daha kıymetlidir.
Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi Merzifon’da da bayram sabahlarının kendine özgü gelenekleri vardır. Henüz güneş yeni doğarken bayramın en eski misafirlerinden biri olan keşkek evin içine sabrın enfes kokusunu yayar. Arife günü sarılmış, emekle ve ustalıkla pişirilmiş bakla dolması da sofradaki yerini mutlulukla alır. Ahh… bir de haşhaşlı çörek vardır ki fırından çıktığında bütün eve yayılan kokusu çocukları mutfağın kapısına toplar. Sonra aile bir araya gelir. Bayram sofrası yalnızca yemeklerin dizildiği bir masa değildir. Hatıraların, kahkahaların ve duaların buluştuğu bir yerdir. Büyüklerin elleri öpülür, küçüklerin başı okşanır. Herkes aynı sofrada otururken zaman sanki biraz yavaşlar. Çünkü o an, insanın ait olduğu yeri hatırladığı andır.
Çocuklar bütün bunları sessizce izler. Belki o anda bunun farkında bile değillerdir ama zihinlerinde görünmez bir defter açılır. Dedelerinin sabırla anlattığı eski bayram hikâyeleri, annelerinin sofraya koyduğu yemekler, babalarının kapıya gelen misafiri gülümseyerek karşılaması… Hepsi birer ders gibi kalplerine yerleşir.
Yıllar geçer. O çocuk büyür, bir gün kendi evinde bayram sabahına uyanır. Belki o sabah mutfakta kaynayan bir tencerenin başında dururken çocukluğunun kokuları yeniden gelir aklına. Keşkek karıştırırken dedesini, haşhaşlı çöreği keserken annesini hatırlar. Sonra kendi çocuklarına dönüp şöyle der: “Bayram, birlikte olmanın en güzel sebebidir.”
İşte kültür dediğimiz şey tam olarak böyle yaşar. Büyük salonlarda yapılan konuşmalarla değil, mutfaklarda kaynayan tencerelerle, kapısı çalınan komşularla, öpülen ellerle ve paylaşılan sofralarla devam eder. Gelenekler kitap sayfalarında değil, insanların davranışlarında nefes alır.
Bugün bir çocuğa bayramın ne olduğunu anlatmanın en güzel yolu, ona bayramı yaşatmaktır. Birlikte bir büyüğü ziyaret etmek, bir ihtiyaç sahibine yardım götürmek, sofrayı hep birlikte hazırlamak… Çocuk o gün yalnızca bir bayram geçirmez aynı zamanda bir kültürün taşıyıcısı olmayı öğrenir. Bu yüzden bayramlar sadece geçmişi hatırlamak için değildir. Asıl geleceği kurmak için vardır. Bugün çocukların gözlerinde gördüğümüz o ışık, yarının bayram sofralarını kuracak olan ışığın ta kendisidir. Bir toplumun gerçek zenginliği, çocuklarının öğrendiği değerlerde saklıdır.
Bayram sabahında kurulan o mütevazı sofralar, aslında yüzyılların birikimini taşır. Keşkek çömleğinde pişen sadece buğday değildir. Sabırdır, emektir, birliktir. Haşhaşlı çöreğin kokusunda yalnızca lezzet saklı değildir. O bir sevgidir.
Kapılarımızı açtığımız kadar kalplerimizi de açabileceğimiz nice bayramlarımız olması dileğimle.
Ramazan Bayramınız mübarek olsun.
Sevgilerimle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
