Yitip Giden Yeşil Düşler
Bazen bir şehrin sokaklarında yürürken sadece taşları, binaları ya da asfalt yolları görmeyiz. Daha fazlasını fark ederiz. Eksilen bir gölgeyi, kaybolan bir sesi, yavaş yavaş silinen bir alışkanlığı… Eskiden pencereyi açtığımızda yüzümüze toprak kokusu çarpardı. Şimdi ise çoğu zaman egzoz dumanı ve toz bulutuyla karşılaşıyoruz. Şehirler büyüdükçe doğa küçülüyor, beton yükseldikçe yeşil geriye çekiliyor.
Bir zamanlar mahalle aralarında gökyüzüne doğru uzanan ağaçlar vardı. Yaz sıcağında gölgeleri sokakları serinletir, kuşlar dallarında telaşsız bir hayat sürerdi. O ağaçların altında büyüyen çocuklar olurdu. Top peşinde koşan, saklambaç oynayan, akşamın serinliğinde eve dönmek istemeyen çocuklar… Bugün o manzaraların yerini çoğu zaman beton duvarlar aldı. Doğayı bir süs, ağacı ise bir engel gibi gören anlayış, şehirleri yavaş yavaş nefessiz bırakıyor. Toprak betonla kaplandıkça yalnız doğa değil, insanın ruhu da daralıyor.
Şehirlerde azalan yalnız ağaçlar değil. Çocuk parkları da giderek kayboluyor. Oysa park dediğimiz yer, birkaç salıncak ve kaydıraktan ibaret değildir. Parklar çocukların dünyayı ilk kez özgürce tanıdığı yerlerdir. Toprağa dokundukları, arkadaş edindikleri, düşüp kalkmayı öğrendikleri küçük hayat alanlarıdır. Bir şehirde parkların azalması, aslında çocukluğun da daralması demektir.
Ne yazık ki bugün bazı parklar çocukların neşesiyle değil, kırılan oyun aletleriyle, gürültüyle ve çevreye verilen zararlarla anılıyor. Bu yüzden pek çok aile çocuklarını parka göndermekte tereddüt ediyor. Oysa bir parkın kapısı çocuklara kapanıyorsa, o şehirde bir şeylerin yanlış gittiğini anlamak zor değildir.
Çevreye karşı gösterdiğimiz ilgisizlik yalnız parklarla da sınırlı değil. Sokaklara baktığımızda sıkça karşılaştığımız çöp manzaraları bunun en açık göstergesi. Çöp kutusu birkaç adım ötede dururken yere bırakılan bir kâğıt parçası ya da plastik şişe, yalnız çevreyi kirletmez aynı zamanda bir umursamazlığın da işaretidir.
Daha düşündürücü olan ise bu davranışların çocuklarda da görülmesidir.
Peki bir çocuk yere çöp atmayı nereden öğrenir?
Cevabı aslında oldukça basit: Bizden.
Çocuklar dünyayı önce ailelerinin gözlerinden görür. Söylenen sözlerden çok yapılan davranışları taklit ederler. Bir baba elindeki paketi yere attığında, çocuk bunun normal olduğunu düşünür. Bir anne çevresine karşı kayıtsız kaldığında, çocuk da aynı kayıtsızlığı öğrenir.Bu yüzden yere atılan her çöp, sadece bir kirlilik değildir. Aynı zamanda çocukların zihnine bırakılan bir alışkanlıktır.
Bir çocuğun çöpünü yere atması, aslında ailesinin o yere attığı görünmez bir imzadır. Evinde düzen isteyen bir yetişkinin sokağı sahipsiz bir boşluk gibi görmesi büyük bir çelişkidir. Oysa sokak hepimizindir. Onu temiz tutmak bir lütuf değil, bir sorumluluktur.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras sadece banka hesapları ya da mal mülk olmamalı. Onlara temiz bir çevre bilinci ve yeşil bir dünya bırakmalıyız. Aslında çözüm büyük projelerde değil, küçük davranışlarda saklıdır. Bir ağacı kesmek yerine korumakta… Yere düşen bir çöpü eğilip almakta… Çocuklara sözle değil davranışla örnek olmakta… Çünkü şehirler yalnız binalarla değil, insanların alışkanlıklarıyla şekillenir.
Bir gün yeniden ağaçların çoğaldığı, parkların çocuk sesleriyle dolduğu, sokakların daha temiz olduğu bir şehir hayal etmek zor değil. Bunun için büyük değişimlerden önce küçük sorumluluklar gerekir.
Unutmamak gerekir ki doğa insanın evidir. Parklar çocukluğun hatıra defteridir. Temiz bir sokak ise insanın kendi vicdanının aynasıdır. Eğer bugün bir fidan dikmiyorsak, yarın bir gölge bulamayacağımızı kabullenmişiz demektir.
Sevgilerle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
