Kelimelerin Kanatlarında Büyümek
Bir çocuğun dünyayı tanıma serüveni, nesnelere isim verdiği o ilk büyülü anla başlar. Pencerenin önündeki o yeşil varlığın sadece bir "şey" değil, rüzgârla fısıldaşan bir "çınar" olduğunu öğrendiğinde, çocuk sadece bir kelime kazanmaz, aynı zamanda o ağacın gölgesine, köklerine ve hikâyesine dair bir bağ kurar. Kelime haznesi, bir çocuğun zihnindeki renk paletidir. Bu palet ne kadar zenginse, çocuk hayatın gri alanlarını o kadar ustalıkla boyar, duygularını o denli incelikle nakşeder.
Bugünün dünyasında, hızın ve kısalığın kutsandığı bir dijital gürültünün ortasındayız. Emojilerin ardına gizlenen duygular, "aynen" ve "şey" kelimelerine sıkıştırılmış kısıtlı bir iletişim dili, çocuklarımızın düşünce ufkunu daraltma riski taşıyor. Oysa düşünce, dilin sınırları kadar genişleyebilir. Bir yazarın da dediği gibi; “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” İnsan, adını koyamadığı bir acıyı dindiremez, tarif edemediği bir sevinci tam anlamıyla paylaşamaz. Bu yüzden bir çocuğa zengin bir kelime haznesi armağan etmek, ona sadece akademik bir başarı değil, aynı zamanda derinlikli bir karakter ve sağlam bir ruh dünyası sunmaktır.
Peki, bu bahçeyi nasıl yeşertmeli?
Kelimeler, soğuk ezber tablolarında değil, hayatın sıcak temasında filizlenir. Bir akşamüstü yürüyüşünde sadece yürümek yerine, toprağın kokusundan, göğün "erguvani" renginden, kuşların "telaşlı" kanat çırpışından bahsetmek gerekir. Çocuk, kelimenin tadını onu yaşarken almalıdır.
Kitaplar ise bu sürecin en sadık yoldaşlarıdır. Ancak kitabı sadece okunan bir metin olarak değil, üzerine sohbet edilen bir keşif haritası olarak konumlandırmak esastır. Kahramanın neden "hüzünlü" değil de "kederli" olduğunu tartışmak, o iki kelime arasındaki ince sızıyı fark ettirmek, çocuğun duygu dünyasında yeni pencereler açar. “Hüzün” bir yaz yağmuruysa, “Keder” bir kış ayazıdır. Çocuk kelimeler arasındaki küçük ama özel farkları kavradığında, empati yeteneği de aynı oranda gelişir.
Dil, yaşayan bir organizmadır ve sevgisiz büyümez. Çocuk, yetişkinin dilindeki özeni gördükçe kelimelere saygı duymayı öğrenir. Ona masallar anlatırken, deyimlerin o bilge derinliğinden, atasözlerinin köklü sesinden faydalanmak, onu dünün mirasıyla yarının imkânları arasında bir köprü haline getirir. Kelimeler birer kültür taşıyıcısıdır. “Kadim” kelimesini bilen bir çocuk, zamanın derinliğini hisseder, “vefa” kelimesini içselleştiren bir çocuk, insan ilişkilerine başka bir değer biçer.
Unutmamalıyız ki kelimeleri zengin olan bir çocuk, sadece kendini daha iyi ifade etmekle kalmaz, başkalarının sessizliğini de daha iyi anlar. Dilin inceliklerine hâkim olan bir çocuk, kaba kuvvetin yerine nezaketi, kör dövüşün yerine müzakereyi koyar. Çünkü o, elindeki en büyük gücün yani kelimelerin farkındadır.
Kelime haznesi geniş çocuklar yetiştirmek, onlara bir sözlük ezberletmek değil, onları bir dil medeniyetinin varisi kılmaktır. Kendi iç sesini bulan ve bunu zengin bir dille dışarıya vuran her çocuk, yarının daha anlamlı, daha estetik ve daha insancıl dünyasının mimarı olacaktır.
Dünya güzel kelimelerle kurulmuş bir hayaldir ve bu hayali en güzel, dili zengin olanlar anlatacaktır.
Sevgilerle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
