43,4990 %0.19
51,6240 %-0.9
6.788,96 % -9,85
78.190,99 %-5.118
Amasya
Az bulutlu
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara

Köklere Tutunarak Göğe Yükselmek

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

​Modern hayat, devasa bir hızla akan, her şeyi anlık tüketen ve çoğu zaman bireyi yalnızlaştıran bir nehir gibi. Bu nehrin ortasında büyüyen çocuklarımız için teknolojiye hâkim olmak, dijital dünyanın dillerini konuşmak ve dünyayı takip etmek elbette bir gereklilik. Ancak sadece hızla hareket etmek yetmez. Bir çocuğun sarsılmadan ayakta kalabilmesi için ayaklarının bastığı toprağı tanıması, yani köklerine sahip çıkması gerekir.

 

​Kültürümüz, geleneklerimiz ve inançlarımız bir çocuğun karakter inşasında sadece "eski birer alışkanlık" değil, ona karmaşık hayat yolculuğunda rehberlik edecek birer pusuladır. Bugün “duygusal zekâ” veya “dayanıklılık” dediğimiz kavramların özü aslında bizim topraklarımızda binlerce yıldır filizlenmektedir.

 

Bir bayram sabahının neşesinde saklı olan hürmet, çocuğa bir zincirin halkası olduğunu öğretir. Bir sofranın etrafında toplanmanın getirdiği o sıcaklık, bireyselliğin soğuk duvarlarını yıkarak ona ‘biz’ olmayı aşılar. Zor durumda olana el uzatmanın verdiği o iç huzur ise çocuğun psikolojik gelişiminde en sağlam zırhtır. Bu değerler, çocuğa bir topluluğun parçası olduğunu hissettirerek onu modern çağın en büyük vebası olan "anlamsızlık" hissinden korur.

 

​Modern dünyanın dayattığı, her şeyi hızla tüketen "ben" merkezli yaşam yerine, paylaşmayı, sabrı, şükrü ve vefayı kendi öz değerlerinden öğrenen bir çocuk, hayatın zorluklarına karşı çok daha dirençli olur. Çünkü değerler, çocuğa sadece kim olduğunu değil, bu dünyada neden var olduğunu ve hangi sorumlulukları taşıdığını da fısıldar.

 

Gelenekler birer kısıtlama değil, aksine nesiller arası kurulan sevgi, güven ve tecrübe köprüleridir. Bu köprülerden geçmeyen, atasının sesini duymayan bir çocuk, küresel dünyada her ne kadar akademik başarı elde ederse etsin, ruhsal bir boşlukla ve kimlik karmaşasıyla karşı karşıya kalacaktır. Köklerinden kopan bir zihin, rüzgârın estiği yöne savrulan bir yaprak gibidir. Yönünü kendisi değil, rüzgâr belirler.

 

​Asıl gayemiz, çocuklarımızı dünden koparmadan yarına hazırlamak, onlara hem gökyüzünün sonsuzluğunu (bilimi, sanatı) hem de toprağın sadakatini (geleneği, ahlakı, kimliği) anlatmak olmalı. Onlara modern dünyanın imkanlarını birer araç, kendi öz kültürümüzü ve ahlaki pusulamızı ise sarsılmaz bir amaç olarak sunmalıyız. Evlatlarımıza bırakacağımız en kıymetli miras, dijital ekranların arkasında kaybolmayan, kendi kalbiyle konuşabilen ve değerleriyle barışık bir karakterdir.

 

Dalları bulutlara değen, meyvesiyle dünyaya şifa olan ağacın sırrı, toprağın derinliklerinde sessizce tutunan köklerinde saklıdır.

 

Sevgilerle,

Ayşe Can

Takip etmeyi unutmayın!

E-mail: [email protected]

Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com

Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *