Soran Gözlerle Dünyaya Bakmak
Modern zamanın gürültüsü içinde, çocuklarımıza verebileceğimiz en kıymetli mirasın ne olduğunu hiç düşündünüz mü? İyi bir eğitim, konforlu bir gelecek ya da sarsılmaz bir kariyer mi? Kuşkusuz bunlar kıymetlidir ancak her şeyin hızla dönüştüğü, bilginin bir sel gibi üzerimize boşaldığı bu çağda, tüm bunlardan daha hayati bir yetiye ihtiyacımız var bence: Eleştirel düşünme.
Eleştirel düşünmek, sadece bir itiraz etme hali değil, bir varoluş biçimidir. Bir çocuğun, önüne konan her tabağı iştahla bitirmesi gibi, ona sunulan her bilgiyi de sorgusuzca sindirmesini beklemek, aslında onun zihinsel özgürlüğünü ellerinden almaktır. Gerçekten "yetişkin" olan bireyler, dünyayı olduğu gibi kabul edenler değil, dünyanın neden böyle olduğunu merak edenlerin arasından çıkar.
Bir çocuğun "Neden?" diye sorması, aslında zihnindeki ilk tuğlayı örme çabasıdır. Biz yetişkinler, çoğu zaman yorgunluğumuzun ya da sabırsızlığımızın kurbanı olup bu soruları geçiştiririz. Oysa her "neden", bir keşif yolculuğunun ilk adımıdır. Çocuğun merakını köreltmek, onun ileride kendi kararlarını verebilme yetisini baltalamaktır. Eleştirel düşünen bir çocuk yetiştirmek, ona cevapları ezberletmek değil, doğru soruları nasıl soracağını öğretmektir.
Edebiyatın ve sanatın iyileştirici gücü burada devreye girer. Bir masalı okurken "Kurt neden kötü?" ya da "Kırmızı Başlıklı Kız neden yabancılarla konuştu?" diye sormak, aslında etik ve mantık süzgecinin ilk kullanım alanlarıdır. Çocuk, okuduğu metnin içindeki çelişkileri fark etmeye başladığında, hayatın içindeki manipülasyonları da fark etmeye başlar.
Günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay ancak “doğru” bilgiye ulaşmak bir o kadar zorlaştı. Sosyal medyanın algoritmaları, çocukların önüne sadece “görmek istediklerini” sunarken, eleştirel düşünce bir kalkan görevi görürür.
Eleştirel düşünceye sahip bir çocuk:
Görünenin ötesine bakar, örneğin bir reklamın parıltısı arkasındaki tüketim tuzağını sezer.
Kanıt arar, "Çünkü herkes öyle söylüyor," cümlesi onun için bir geçerlilik taşımaz. O, verilerin ve mantığın izini sürer.
Hata yapmaktan korkmaz, yanlış bir düşüncenin, doğruya giden yolda bir basamak olduğunu bilir.
Çocuklarımızı birer "uyumlu kitle ferdi" olarak değil, kendi zihinlerinin kaptanı olarak yetiştirmeliyiz. Onlara dünyayı bir kerede kabullenmeyi değil, her gün yeniden keşfetmeyi borçluyuz. Ancak o zaman, rüzgârın estiği yöne savrulan yapraklar değil, kökleri derinlerde olan sağlam çınarlar yetiştirebiliriz.
Zihni çevreleyen karanlık duvarları yıkmak için çocuklarımızın en güvendiklerine yani ebeveynlerine ve öğretmenlerine özgürce sorular sormasına izin vermeliyiz. Bu soruları “saçma” diye niteleyip geçiştirmek, o zihne açılan bir pencereyi sonsuza dek kapatmak olur. Düşünce tarihinde saçma soru diye bir şey yoktur. Bugünün en büyük buluşları, dünün “saçma” ya da “imkânsız” denilen sorularının eseridir.
Sevgilerle,
Ayşe Can
Takip etmeyi unutmayın!
E-mail: [email protected]
Web Sitesi: https://birazayse.blogspot.com
Sosyal Medya: @biraz_ayse (Ayşe Can)
